23 Nisan 2018 Pazartesi

Kalem Süresi 17-33. Ayetlerin Tefsiri

27-08-2017 04:46 Güncelleme : 27-08-2017 05:01

Kalem Süresi 17-33. Ayetlerin Tefsiri

Buna göre Allahı anmadan gününü planlayan onu tesbih üzere gününü yaşamayan kimse yarın hiçbir şey devşiremeyen kimse olacaktır. Ona verilen tüm imkanları o belaya uğratmış ve bu şekilde cennetlerden mahrum kalmıştır. Ama bu durum bugün(dünya)kü gibi bir daha dönüşü olmayan bir sabah olacaktır. Nasıl ki zaman geri çevrilemiyorsa o günde insan zamanı geri çeviremeyecektir. Allah yokmuş gibi yaşama ile dünya tarlasına ektiği tüm mahsuller şimdi simsiyah olmuştur. Ekebileceği hiçbir şey yoktur. O gün artık onun için pişmanlık vardır. Evet dünya ahiretin tarlasıdır. Ama bu tarlaya girerken Allahı tesbih ederek ve insanların haklarını unutmadan girmek gerekir. Aksi halde onun mahsullerine ulaşmak mümkün değildir.

 

17-Muhakkak biz onları denediğimizgibi bahçe arkadaşlarınıda denedik.  Sabahleyin keseceklerine dair yemin ettiler.

Onların söylediği gibi bu ayetler evvelkilerin masalı değildir. Aksine onların bu söz ve halleri eskilerin söz ve halleridir. Onların sözlerini söyleyenler bu yaptıklarının masal olup bir daha gerçekleşmemesini isterken bu hallerinden dolayı pişman olmuşken şimdi bunlar masal olması gereken söz ve eylemleri tekrar ortaya çıkarıyorlar. Onlar masalları gerçek gibi göstererek evvelkilerin dediğini kendileri söylemiş olmaktadırlar. Zira aynı onlargibitecrübe edinmiş birileri vardır. Eğer onlar gibi tecrübe edinmiş birileri var ise onların bu tecrübelerinden faydalanmak gerekmez mi? Bu fayda ile onların, mevcut durumlarından dönmeleri gerekir.

Söz konusu kimseler öyle kimseler ki onlar bunlardan farklı değil.  Evet farklılar ama bu Farklılık yalnızca zaman ve kişilerin adlarında.  Diğer tüm unsurlar birebir aynı içeriktentir.

Biz bu anlayışı günümüze taşıdığımızda şimdi de aynı konumda olup, denenen kimseler vardır.  Ama onlar da bunların sözlerinden başka söz söylemekte değillerdir. Bunlar da geçmişin masalı ya da gerici sıfatları(!) takmaktadırlar. Şu hali ile bunlar gibi sınanan o bahçe sahiplerinden ibret alıp asıl gericilik yapmamaları gerekenin kendileri olması gerektiği açıklık kazanmakta değil midir?

Onları,  Rabb denemiştir. Bu halde onlar kendi başlarına değildir. Bu durumda onlar kendi başına buyrukhareket etme hakları olamaz.

Her ne kadar dilediklerini yapıyor gibi gözükseler de aslında onlar bu halleri ile denenmektedirler. O halde insanların her biri denenmektedir.

Onlar bu denenmenin sınırlarını aşamaz. Bu, onların kul olmasının gereğidir. İradi bir varlık olarak insanların muhakkak ki denenmeleri gerekmektedirler.

Deneme insanların  içinde olduğu zamanı değerlemeleri için bir işarettir.  Denemenin olması o insanın içinde bulunduğu ortamı cennet gibi algılamaması gerektiğinin bir işaretidir. Yani her istediği kendisinin olacak,  sonuçlar onun istediği gibi tebarüz edecek mi zanneder? Eğer sonuçlar alışılagelenin dışında tebarüz ediyorsa bu hal ilgili kişinin deneme içinde olduğunun hatırlatılması içindir. Buna göre,  her durumu kendisi için deneme işareti olarak görmelidir. Bu, aslında onun olayların tek düze gerçekleşmediğini hep aynı neden sonuç ilişkisinin olmayıp bir iradenin bunu takdir ettiğini anlamasının da işaretidir.

Diğer taraftan o denendiğinin farkında olarak her türlü sözlü ve fiili saldırıya muhatap olacağını bilmelidir. Bu halde o,  ben yüce ahlak sahibi olduğum halde bana bunların isabet etmemesi gerekir, neden isabet ediyor, “bu adil değil”, dememelidir.  Zira o da denenmektedir ve bu denenmenin gereği olarak bu gibi saldırılara maruz kalarak, aç-susuz kalacak veya zorluklar içinde hayatını sürdürecektir. Bu halde aslında Rabb onun içinde bulunduğu dünyaya niçin geldiğini ve orada başına gelenlerin neden geldiğini ona bildirmektedir. Eğer o bu nedeni iyi bir şekilde anlar ve iman ederse bu durumda onun için karşılaşılan bu şeyler olağan şeyler olacaktır. Çünkü ,  karşılaşılanlar bu dünyanın olağan işlerindendir. Esasen olağan olmayan onun bir elinin yağda ve bir elinin balda olmasıdır. Alak süresinde insanın konumu kul olarak nitelenmiş iken şimdi de kulluğun gereği olarak sınanmadan (KUL-DENEME)bahsedilmektedir.

Bu kimseler bahçe arkadaşlarıdır. Bahçe arkadaşı olan bu kimselerin,  bu nitelikleri ortak özelliğidir. Onların ortak özelliği aslında bahçe ile sınandıkları gizemini görememeleridir. Bu hali ile onlar basiretler sahibi değillerdir. Aynı MAL VE OĞULLARI SAHİBİ OLANLAR  gibi.

Onlar, görmelerinin önüne bahçelerini bir perde gibi germiş ya da o bahçeyi üzerlerine bir örtü gibi germişlerdir (Müddessir gibi).  Böylece onlar ona gizem ve esrarengizlik vererek adeta onu kutsamışlardır. Bu halde onu hayatlarının odağı haline getirip güç ve iktidarı buna bağlamış (İLAH EDİNMEK) bununla sevinmişlerdir.  Onlar o  bahçeyi kendileri için cennet olarak görmüşlerdir. .

Ashab olmaları aradaki bağların bu bahçe üzere olmasındandır. Diğer bir deyişle onlar bu bahçenin etrafında biraraya gelmiş ve böylece onunla birbirlerine muhabbet beslemişlerdir. Bahçe,  cennet olarak görülen ve orada toplanılan bir konumda ise biz bunu insanların kendisine doğru gittikleri ya da meylettikleri  o yerlerin onların bahçeleri olduğunu söyleyebiliriz. . Bu manada onların duracağı  yerler  onlar için bir tecrübe bahçesi olacaktır.

Bu bir temsil olarakta algılanabilir. Zira bu,  aslında şu dünya hayatında bulunan birkaç insanı ve onların içinde bulunduğu bahçeleri ifade eder. Bu insanlar herşeyin içinde hazır olduğu bir bahçededirler. Allah herşeyi hazır etmiş iken buna rağmen onu elde etme hevesi ile yanıp tutuşan,  hatta bunları vereni dahi anmayıp,  muhtaç olan insanların haklarını vermemek üzere aralarında gizli toplantılar yapıp dünya bahçesinin her tarafına yayılan dünyayı isteyenleri temsil etmekte olamaz mı?sadece bunları da değil, onlar gibi olma heveslisi olanları tasvir ederken onlar gibi olmaktan kaçınanlar içinde bir uyarı olmaktadır. Bu temsil bu dünya bahçesinde olan herkesiçindir. O halde tasvir edilen bu insanlarda bu üç grup içinde  örneklik vardır.

Bahçe sahipleri söyledikleri sözler ile şimdi kendileri için yeni ama karanlık bir günün sahifesini açıyorlar. Kendileri için aydınlık bir sabah olacağını söyleselerde şimdiden alacakaranlıklar onları sarmıştır.

Onlar bölüşeceklerine dair yemin ediyorlar. Sabaha çıkacaklarına dair. Şu halde onlar tayin ve takdir eden olarak kendilerini görmektedir. Mutlaka mahsulleri devşireceklermiş.

Aynı hataya yemin etmediği halde yemin anlamında bir takım kelimeleri kullanan insanlarda yapmaktadırlar.

Bunlar “kesin, kesinlikle, ya olacak ya olacak, havada ve karada kaçmaz,  benim adım falanca ise bunu yapacağım gibi" ifadelerikullanarak yemin etmeseler de onunla aynı anlama gelecek kelimeler kullanmaktadırlar. Oysa her iki durumda apaçık bir hatanın olduğu görülür. Zira denenen insan hiçbir şey için bu kesinlikle bu böyledir ya da böyle olacaktır diyemez. Esasen bu yüce ahlak sahibinin söylememesi gereken bir kelime olduğu gibi , onunla amel etmemesi gereken de bir manadır.

Zira o bahçenin kendileri için bir iktidar olduğunu kabul ederken ona olan rağbetleri,  iştahlarıonların sanki ölmeyecek gibi ebedi yaşayacakmış gibi zannetmelerine vesile olmaktadır. Oysa o bahçe onlara sınanmaları için verildiği halde onlar bu sınama aracını kendileri için amaç haline getirdiler. Bu halde bahçenin ne için var olduğunu ve kendilerinin  de kim olduğunu unuttular.

Onlar her şeyi unutuyor.  Anılması gerekenleri unutuyor, rağbet edilmesi gerekene sırt çeviriyor ve bahçenin kendisini ebedi kılacağını zannediyor.  Böylece o bahçenin ekinlerini keseceğini zannediyor ama biçeceği kendisinden başkası değil.  Artık onu elde etmek için önünde hiçbir engelin olmadığını ve onun mülkünün kendisine ait olduğunu zannediyor.  

Diğer taraftan bu ayetler bir diğer görüş sahiplerini de ayıplıyor.  Bunlar kendilerine bahçe verilmiş olanlar olduğu halde (altın,  gümüş,  mallar ve servetler) bunların kendilerine verilmesini kendilerinin değerli olmasına bağlamaktadırlar. Şu hali ile onlar Rabb katında değerli olmaları hesabı ile onlara verilmiş iken gelecekte de yine kendilerine bunların benzeri verilecek ya da bunun gibi devşireceklerdir. Eğer dünya da kalmak bir gün ya da daha az ise sabahleyin devşirme günü ise onlar bugün verilenlerin kendilerine yarın verilecek olanların ispatı olarak görmektedirler. Şu halde onlar bunları bir imtihan aracı olarak değil,  gelecekte devşirecekleri cennet bahçelerinin delili olarak görerek dünya hayatı ile aldanmışlardır.

18-İkincisi olmayacağına dair.

Bu kimseler hiçbir şeyi istisna tutmuyorlardı. Onlar bahçeyi kesin olarak devşireceklerini söylerken, bunun olacağı hususunda yemin dahi etmektedirler. Zira sabaha kadar ölebilirler ya da bahçelerine bir hal gelebilir v. s gibi olabilecek unsurların olamayacağına dair yemin ediyorlar. Bu hali ile sanki gaybı biliyormuşcasına laf ederken,  yaratan ve takdir eden de sanki kendileri imiş gibi davranmaktadırlar.

Aynı şekilde Cennette imiş gibi davranıyorlar. Zira cennette her istediği insanın var iken ve olacak iken onlarda kendilerini burada zannedip, istediklerinin olacağını zannetmektedirler. Oysa denenme içinde olduklarını apaçık bir şekilde unutmuşlardır.

Denemenin anlamı nedir. Kimi zaman mahrum bırakılmadır; mallardan ,  canlardan,  ürünlerden eksilme; yakınmış gibi olanın uzaklaşması,  uzak gibi olanın yakınlaşmasıdır ; acıdır,  sevinçtir,  bolluktur.  Şu halde sınanma bunlarla olacak iken sonucun kesin olarak bilinemeyeceğini bilerek hareket etmek gerekir ya da beklenenden farklı bir sonuç hasıl olabilir. Sınandığımızı bilmekteyiz ama o eylemde nasıl sınanacağımızı baştan bilemeyiz.

Rabb insanın içinde olanı ortaya çıkarır. Bu çıkarma işte denenme ile olur. Bu hali ile o hangi halde olduğuna kendisi de şahit olur.   Onun şehadeti bulunduğu hal için bir uyarı olur.  Ya iyi halin devamı ya da kötü halden dönme noktasında,  denenmedeki tavrı onun için bir işaret olur. Yani deneme,  onun hangi halde olduğunun ortaya çıkması için bir vesile olmaktadır.

Bu insanların bir ikincisi olmaması şeklinde kabulleri aslında ahireti o anda inkaretmeleri anlamına da gelir. Yani onlar hayat ancak bu dünyadan ibarettir. Yaşar ve ölürüz diyenler gibi ameli olarak bunu dillendirmişlerdir.  hayat sadece bir tanedir o da burası. Bundan başka bir ikincisi yoktur. Şu hali ile gelecek,  hesap vs.  gibi unsurlar hiçbir ameli değeri olmayan masal gibi onlara gelmektedir. Zaten orta yolda olanları onlara söylediği halde bu söylenenler onlara masal gibi gelmiştir ki masala karşı takınılan tavır ne ise onlar da aynı tavrı takınmışlardır.İş başka din başka şeklinde hayatı laik anlayışa mahkum etme tarzı bu kabüldendir.

19-Onlar uyurken Rabbinden dolaşıcı bir afet sardı.

Sınamayı yapan Rabbtir.  Onun sınaması Rabbani olarak vardır. Rabbani olan bu sınama sadece sınanan insanla ilişkili değil,  tüm insanlarla ilişkilidir.  Şu halde onun sınamasını tüm insanlar için olan sınama olarak kabul etmek gerekir. İfade de senin rabbindenilerek muhataba bu sınanmadan eğitimle çıkması işaret edilmektedir. . Hal böyle ise sınanmayı bir kötülük olarak değil iyilik olarak görmekgerekir. İnsanın yetilerine uygun olarak sınanması onun terbiye edilmesi içindir. Buna göre insan terbiye için sınanmaktadır. Eğer terbiye için sınanmakta ise işlerin kendi istediği gibi gitmesini isteyemez yada bekleyemez. Zira böyle bir istekte bulunması onun gelişimin önündeki engeldir.

Kendilerini sınanmanın olmadığı ve her istediklerinin olacağı zannedenler aldanmışlardır.

 

Onlar derin uykudadırlar.  Zira denendiklerinin farkında değildirler. Her kim denendiğinin idrakinde olmazsa o bu dünya da derin uyku içindedirler.

Onlar gaflet halinde ise de Rabb onlardan asla gaflet halinde değildir.

Rabbin her an dolaşan bir  afet grubu vardır. Bu afet grubu yeryüzünü sürekli kolaçan eder.  O,  adeta insanların yanı başlarında duran bir tehdit olarak vardır.  Buna göre insan onu yanında hissetmeli ondan uykuda olmamalıdır. Ondan gaflet halinde olup rahat rahat uyuyanlar  uyku ile dinlenmiş değil gaflet hali içine dalmış olanlardır. Zaten bu gezici afetin farkında olanlar uyuyamazlar ki.

Afetin onları sarması onların kendilerini bürüdüğü o gafletle uyumludur. Şu hali ile onların kendilerini bürüdüğü o şey salt bir gaflet değil kendileri için bir afete dönüşmüştür. Onları saran bu afet onların gafletidir.

20. Devşirme sabahı olmuştu.

Burada önemli olan bir husus, afetin onlara direkt olarak gelmemesidir. Afetin onlara uyandırma amaçlı olarak bahçelerine gelmesidir. Zira afet onlara gelir de onlar için artık bir pişmanlık imkanı olmayabilirdi.

Rabb,  Rabb olmasının ve sınamasının bir gereği olarak onlara uyanmaları için fırsat vermektedir. Bu anlamda aslında onlar için bir faydadır. Ama uyandırmanın şiddeti,  uykunun ağırlığına göre daha da artmaktadır.

Bahçelerinin yemişi şimdi devşirilmiş haldedir. Ona ulaşabilmiş değillerdir.  Ellerinden,  yakın olan o meyveler alınmıştır.  K^arları alınmıştır,  huzur kaynağı olarak görecekleri o şeyler,  rahatlık olarak  elde edeceklerini zannettikleri o şeyler onlardan alınmıştır.  Yatırım yapıp ta meyvelerini alacaklarını umdukları her ne varsa onlardan alınmıştır.

Ama Kendilerince onları devşirme ile kendi aralarında yalnızca saatler vardı.

İşte bu o kimselerin sahip oldukları tüm herşeyin meyvelerinin Rabb tarafından apaçık bir tehdit altında olduğunu göstermektedir. Şimdi mal ve evlat sahibi olan , güç ve iktidar sahibi olanlar yada kendince güçlü olduğunu zannedenler  bunlara dayanarak bezendiği o ahlaksızlığın (Allaha dayanmayarak) meyvelerini alacaklarını mı zannediyorlar ya da onların ellerinde bulunanların simsiyah kesilmeyeceğini mi zannediyorlar. Bunlar bir masal mı? Yoksa tecrübe mi?

21. Sabahleyin övünerek seslendiler.

Onlar uyurken gezici afet onların devşireceklerini devşirmişti. Onlar şimdi geride kaldılar.

Ama hala gafletteler. Şimdi gülünç bir hale düştüler. Zira olmayan bir şey hakkında birbirleri ile övünüyorlar.

Esasen bu hal gerçekte de böyledir. Zira oraları onların kendisi imar etmemişlerdi. Onlar o bahçenin mahsullerini yaratmamışlardı. Buna göre kendilerinin yaratmadığı o şeyler hakkında nasıl oluyorda övünüyorlar.

Bu hal insanlar içinde böyledir. Hiçbir şeyi insan yapamaz. Ne mal,  ne evlat,  ne  ticaret, ne herhangi bir başarı ne de karşılık gelen bir şey. Bunların hiçbirini insan  yaratmış değildir. O yalnızca bir amel işlemiştir. o amel belli yasalar içinde yapılması gereken bir ameldir. Ama bu Amelin karşılığı olarak söylenen o şeyi ne o insan ne de  yaptığı amel yaratmıştır. Erkek eşini sardığında erkek ile eşimi o çocuğu yaratmış oluyor. Allah ayette attığınız meniyi gördünüz mü, Onu yaratan siz misiniz? Yoksa biz miyiz diyerek yaratanın Yalnızca kendisi olduğunu izhar etmekte değil midir?. . Buna göre övünülecek olan insanın kendisi değil yaratan ve veren  Allah’tan başkası değildir.

Buna rağmen onlar birbirlerine devşirme için kibirlilik içinde seslenişlerde bulunuyorlar. Oysa ortada onların devşirecekleri herhangi bir mahsul de kalmamıştır.

Sabah,  şimdi onlar için bambaşka olmuş ve farklı bir gün başlamıştır.  

22. Eğer devşirecekseniz erkenden işinizi bitirin.

Bir de olmayan iş için erkenden kalkıp gitmek üzere birbirlerine sesleniyorlar. Onların erkenden bitirin işinizi demeleri sanki bir şey ya da birşeyler kaçırıyormuşcasına bir eyleme girişmeyi tahrik içindir. Hiç kimsenin kendilerini görmediğini Rabbin dahi kendilerini görmeyip işlerine müdahale etmemesi için (belki sözlü değil ama fiili olarak böyle) aradan kaynayarak bitireceklerini zannediyorlar.

Aslında tahrik ettikleri bu şey mahsullerinin tümünü yakmak için alevlendirdikleri ateştir. (hars:ateşi tahrik etmek anlamına da gelir. ) Bu hali ile onlar hayatlarının mahsullerini ateşe atarak ateşlerini daha da tahriklendirmekten başka bir şey yapmakta değillerdir. Böylece onlar kendi işlerini bitireceklerdir.

23. Derken Aralarında fısıldaşarak ayrıldılar.

Kendi işlerini bitirmek üzere ayrıldılar. Bütünlükten,  birleşmeleri gerekenden,  ayrılmamaları gerekenden ayrıldılar. Bu hali ile ifsat olmak üzere çıkmış oldular.

Fısıldaşmak iblis vari bir eylemi andırmaktadır. Gizliden gizliye fısıltıda bulunan o insanlar fısıltılarını günah ve düşmanlık temelli olarak yapanlar olarak aslında kendi insanlıklarını  ifsat etmektedirler.

Bununla amaçları sanki kendilerinin görülmeyeceği , seslerini kısarak bir şeyleri herşeyi bilenden gizleyeceklerini zannetmeleridir. Onlar Rabbi insanlar gibi zannediyorlar. Onların Rabb anlayışı şuhalde onu gereği gibi takdir etme anlamında değildir.

İnsanlardan birşeyleri gizleyebilirler ama Rabbten asla .

O, onların konuşmalarını duymuş ve konuşmalarını duyduğunun bir kanıtı olarakta devşirecekleri bahçeyi afet ile kapkara kesmiştir.

24. Bugün oraya  miskin girip yanınıza gelmesin.

Bunların birbirlerine tavsiye ettikleri o şey tavsiye edilecek olanlardan değildir.

Onların birbirlerine söyledikleri bu şeyin doğru olmadığını kendileri de esasen kabullenmektedirler. Zira onlar olmaması gereken bu tavsiyeyi gizliden gizliye yapmaktadırlar. Onun insanlar tarafından da tasvip edilmediğini bildikleri halde gizli gizli bunu söylediler.

Şu hali ile onlar insani olan bir vermeyi dahi kendilerinden uzak olmasını isteyerek birbirlerine insani olmayan bir davranışı tavsiye etmişlerdir.

Oysa onda miskinin bir hakkı vardır. Buna göre onlar miskinin hakkını vermeme üzere birbirleri ile tavsiyeleşiyorlar.

Oraya miskinin girmeyip kendi yanlarına gelmelerine mani olmaları, onlar için bu insanların yaşama haklarının olmadığını düşündüklerini ifade etmektedir. Zira miskin muhtaçtır. Onun yiyeceği ve içeceği yoktur. İnsanın doğal hakkı olan bunlardan istifade etme hakkının ona verilmemesi onu insan olarakta değersiz görmek iken diğer taraftan onun yaşama hakkının olmadığı kanısını da düşündürmektedir. Bu hali ile onlara göre bu bahçeler yalnız onlarındır. Buralardan istifade edecek olanlar kendileridir. Bunlar kendileri için yaratılmıştır.

Diğer insanlar ise bu dünya nimetlerinden istifade edemez. Ancak kendilerinin belirlediği şekilde yine kendilerinin servetini arttırdığı oranda yaşama hakkına sahip olurlar. Onlar ancak bunların köleleridir. Bu hali ile onlara verme ancak kendi servetlerini azaltmama ya da arttırma için verilir.

Şu anda dünyanın dört bir yanında bulunan aç insanlarınçokluğu, temiz su kaynaklarından mahrum oluşu, buna rağmen bir avuç azınlığın her geçen gün servetini katlaması(bahçe sahipleri) miskini menetme ya da onun elindekini çalma hırsından kaynaklanmakta değil midir? Bu aynı mantık dünya çapında olmasa da kendisine Müslümanım diyen bir çok tüccarda da görülmekte değil midir?

Bu düşünüş o kimselerin kendilerini bahçenin asalakları yaptıkları gibi diğer insanları da kendilerinin asalakları olarak görmelerinden kaynaklanır.

25.  Men etme azmi içinde erkenden gittiler.   .

Kararlaştırıp men ediciler olarak erkenden gittiler. Onlara göre artık herhangi bir şey olmayacaktır. Şiddetle menetmekten onları alıkoyacak bir şey yoktur. Onlar kendilerini kadir olarak görmekte idiler. Zira hiçbir istisna etmekte değillerdi. Bu minvalde olarak çıkışları devşirme ama tümü ile de menederek devşirme idi. Yani miskinler yanlarına sokulmayacaklardı. Bunun için onların sokulmasına mani olacak şekilde erkenden kalkacak ve buna rağmen  onlar geldiğinde  onları menedeceklerdi.

Daha genel düşündüğümüzde dünya bahçelerine,  muhtaç sahiplerini yaklaştırmama üzere kurdukları düzenler, meşru gösterici yasalar veya ellerinde bulunan sözlü ve yazılı kitle iletişim araçları ile, silahlı güçleri onların menetme azimlerinin bir göstergesidir. Bu durum elimizde olanın gitmemesi ya da daha çok kazanmak için haksızca yapılan çabalarımızı ne kadar da güzel tasvir ediyor?

 

26. Fakat bahçeyi görünce:"Herhalde biz yolu şaşırdık. " dediler.

Kendilerini cennete zanneden bu insanlar bahçeyi gördüklerinde onun kendileri için bir cennet olmadığını göreceklerdir. Onların gördükleri manzara karşısında söyledikleri sözleri onların başlangıçtan beri içinde oldukları o hali  anlatmaktadır. Gördükleri aslında üzerlerinde bulundukları o yoldur.

Onlar gerçektende yolu şaşırdılar. Onlar üzerinde olmaları gerekenden uzaklaştılar. Hemde öyle bir uzaklaştılar ki kendilerine dahi hayret ettiler.

Bu hali ile onların baştan beri yaptıkları işler onları öyle bir yere götürdü ki gittikleri o yer simsiyah ve acı bir yerdi.

O günden gaflette olanlar kendilerine ani bir ölüm gelipte kalktıklarında nerede olduklarını şaşıracaklardır.

Bu halleri aynı şekilde ölüm uykusundan uyandıklarında onların söyleyeceği sözdür. Zira o gün diyecekleri söz de biz nerede idik ya da ne zannediyorduk ne ile karşılaştık şeklinde olacaktır. Bahçeler içinde iken şimdi kara bir bataklığın içindedirler. .

 

27.  Hayır biz mahrum bırakıldık.

 Şimdi üzerinde bulundukları yolun mahrum olunacak yol olduğunu anladılar. Onlar üzerinde bulundukları yolun kendilerini berekete götürecek yol olmadığını anladılar. Bu halde olduklarında karlarına kar katamayacaklarını, mahsullerinin artmayacağını ya da bereketlenmeyeceğini anladılar. Aksine ellerinde olanın da kendilerinden alınıp mahrum bırakılacaklarını anladılar.  

Onlar dünya tarlasına ektiklerinden şimdi mahrum kalmışlardır. Oysa ahirette bundan daha iyisini devşireceklerdi.

28. Onlardan orta yoldan giden ben size tesbih edin dememiş miydim dedi.  

İşte orta yolda dosdoğru yolun tam ortasından gidenin söyleyeceği söz budur. Bu söz onların mahrum bırakılmalarının nedenini ortaya koyar.

Buna göre biz onların mahrum bırakılma nedeni budur diyebiliriz. Bu nedeni bilmek için orta bir yolda olmak yeterlidir.

Onların mahrum bırakılmalarının nedeni tesbih etmemeleridir. Onlar Rabblerini tesbih etmediler. O yok imiş gibi davrandılar. Şu hali ile onlar kendisine kuvvetle bağlanmaları gerekenden ayrıldılar. Ondan ayrılmaları ile onun nimetlerinden mahrum bırakıldılar.

Allahı tesbih etmediler. Onu Rabb olarak biliyorlardı. Ama onların bu bilgisi amellerine yansımamıştı. Ya da o amellerini Allahtan uzaklaştırmışlardı. Bu hali ile onu hayatlarının ancak bazı alanlarına dahil ederken bazı alanlarını ondan uzak tutmuşlardı. Ticaret,  meslek, hukuk, siyaset bireysel ya da toplumsal ilişkilerden, ailevi yaşama kadar bir çok alanı ondan ayırıp ikilem içinde kalmakta idiler.

Onlara göre bu alanlar başka idi. Allah ancak namaz, oruç, hac zekat gibi bir takım ibadetler ile ancak hayatın bazı mekan ve zamanlarında yaklaşılacak olan iken,  diğer alanlarda ona ya gerek yoktu ya da onunla ilişkilendirilmemeli idi. Bu hali ile oralarda sahip kendileri idi. O mekanların, zamanların Rabbi ondan başkaları idi. Onun buralarda anılması olmazdı.

 

Fakat onun anılmaması demek oralarda onun varlığını hissettirmeyeceği anlamına gelmezdi.  Rabb kulların kendisinin varlığını bilip tesbih etmeleri için onlara onların anlayacağı bir bela gönderip kendisini anmalarını istemiştir.

Şimdi bu bela ile onlar onsuz bir şeyin olmadığını anlayabileceklerdi.  insanlar sanki Allah yokmuş gibi davranmamalıdırlar. Bu durum onun iradi olarak varolduğunu ne kadar da güzel ortaya koymaktadır.  Ortaya koyduğu gibi onlar bu halde denendiklerini anlayarak  hadlerini de bilirler. Yani istediklerini elde etme konumunda değil,  ancak Allahın istediğini elde etme konumunda olduklarını ve denendiklerini şu hali ile de onun iradesine boyun eğmeleri gerektiğini anlayabilirler.

O insanlara Nun(imkanları) içinde uyarılarda bulunmaktadır.

O anılmaksızın mahsulde kazanç ta olamaz. O anılmaksızın ticarette bereket olmaz.

Onun anılması ticaretin onun belirlediği ilkeler içinde olmasını gerektirir. . O ticaret Rabbani olmalıdır. Eğer ki onsuz bir ticaret olursa bu ticaret bereketsiz bir ticaret ya da kesat giden bir ticaret olacaktır.

Şu halde orta yolda giden,  ahlaklı bir devşirmeden bahsetmektedir ya da ticaretin ilişkilerinin ahlaklı olmasından bahsetmektedir. Yani bunlar ahlaktan soyut Allah’ı anmama üzere olmamalıdır.

Eğer gelecek olan sabahı amellerin devşirileceği günün temsili olarak görürsek, şu halde bundan o güne ait anlamlarda çıkabilir.

Buna göre Allahı anmadan gününü planlayan onu tesbih üzere gününü yaşamayankimse yarın hiçbir şey devşiremeyen kimse olacaktır. Ona verilen tüm imkanları o belaya uğratmış ve bu şekilde cennetlerden mahrum kalmıştır. Ama bu durum bugün(dünya)kü gibi bir daha dönüşü olmayan bir sabah olacaktır. Nasıl ki zaman geri çevrilemiyorsa o günde insan zamanı geri çeviremeyecektir. Allah yokmuş gibi yaşama ile dünya tarlasına ektiği tüm mahsuller şimdi simsiyah olmuştur. Ekebileceği hiçbir şey yoktur. O gün artık onun için pişmanlık vardır. Evet dünya ahiretin tarlasıdır. Ama bu tarlaya girerken Allahı tesbih ederek ve insanların haklarını unutmadan girmek gerekir. Aksi halde onun mahsullerine ulaşmak mümkün değildir.

Bunlar eskilerin masalları mı. Yoksa gerçek mi. Ya da kendi söyledikleri mi masal mı?

 

 

 

 

29. Dediler ki:Rabbimiz seni tesbih ederiz. Muhakkak ki bizler zalimler imişiz.

 

Şimdi bunlar ortada apaçık bir delil görüp kendilerine de uyarı yapıldığı halde hatanın nereden kaynaklandığını anladılar. Onlar tesbihatlarını Rabbani olarak yapmadıklarından dolayı başlarına gelenin bu olduğunu,  Rabblerine haksızlık yaptıklarını,  Miskine zulmettiklerini ve kendi nefislerine de zulmettiklerini kendi ağızları ile ifşaa ettiler.  Şu halde hatayı kimsede aramadan kendilerinde aradılar ve bundan dolayı pişman oldular.

Rabbani bir tesbihatta bulunmama insan için zulumdur. . Buna göre o insanlığa ve kendi insanlığına karşı zalimdir. Zira hakkı olanlara haklarını vermemiştir. Rabbin tesbihat hakkını , miskinin kendisinde olan hakkını, nefsin şükür olan hakkını, mahsulun anma hakkını , zamanın anma hakkını vermemiştir. Bu halde o apaçık bir şekilde zalimlerden olmuştur. Bu durum Ahiret gününde birbirlerini kınayan o kimselerin durumlarını akla getirmektedir.

30. Şimdi birbirlerini kınamaya başladılar.

Daha önce birbirlerine övünerek sesleniyorlarken şimdi bu halden tam anlamı ile dönmüş ve bunları söylediklerinden dolayı birbirlerini kınamaya başlamışlardı. Buna göre onlar kınanacak bir arkadaşlık yapmışlardı. Bahçelerini cennet gibi görmemeleri gerektiğini söylerken tesbih etmeme üzere biraraya geldiklerinden dolayı da kınanacak işler yapmış olduklarını söylediler.

Bu hal kendisine mal ve evlat verildiği halde karşı duran ahlaksızın daha sonra dost edindiklerini yermesine işaret eder. O her ne kadar kurum ve kuruluşlarla bir araya gelip organizasyonlar tertip etse de meclisinde bulunan o insanlar ile birbirlerini her ne zaman olur ise olsun kınayacaklardır. Onların biraraya gelme nedenleri onların, birbirlerini kınama nedeni olmaktadır. Ahlaklı olana ya da ahlaki ilkelere karşı olan meclislerde bulunanlar bu halleri dolayısı ile birbirlerini kınayacaklardır.

31. Yazıklar olsun bize biz azgınlar imişiz.   

Rabbi tesbih etmeyenler kendi hadlerini bilemez. Onlar nereye kadar gidip nerede duracaklarını bilemezler. Çünkü onlar azgınlardır. Bu azgınlık nedeni de tesbihat değil, Rabbani bir şekilde tesbih etmemektir. Buna göre her kim Rabbi rabbani bir şekilde tesbih etmez ise onların tümü haddini aşmışkınanacak zalimlerdir. Nihayetinde bu yaptıkları kendilerine dönecektir. son halde ancak pişmanlık duyarlar.

O halde rabbi tesbih etmek insanın insan olduğunu bildiren onun konumunu izah eden bir nitelikte olmaktadır. Kendisinin Rabbe muhtaç olduğunu onu anması gerektiğini, onun karşısında bir kul olduğunu idrak etmesi anlamına gelmektedir.

 

32. Umarız ki Rabbimiz bundan daha iyisini bize verir,  Şüphesiz biz ona rağbet edenleriz.

Şimdi onlar mülk sahibi olanın Rabb olduğunu bilirken kendilerinin bu tür bir mahsulu yapamayacaklarını itiraf ediyorlar. Bu aslında mahsulun , karın ya da arttırmanın ancak onun dileği ile olduğunu ya da olacağını ifade etmektedir. O karşı gelen yalancılara,  arttıracak olanın Rabb olduğu mesajı verilmektedir.

Şimdi onlar tesbih etmeyen, azan  ve hakkı vermeyen zalimler olduklarında insani özelliklerini dahi yitirenler olduklarını bildikleri gibi , kendilerine verilenin ellerinden alınacağını ve o miskinin durumuna kendilerinin düşürülebileceğini  idrak etmişlerdir.

Onlar iştahla rağbet edilecek olanı yanlış yerde ve kimse de olduğunu idrak etmişlerdir. Zira kendisine doğru gidilecek olan Rabtir. Bu gidiş terbiyevi bir gidiştir. Şu halde ona doğru belalarla sınanarak üzerlerindeki yükü atıp ona daha hızlı ve iştahla gitmek gerekmektedir.

Yüce ve büyük olan odur. O göklerin ve yerin nurudur. Ondan başkası yoktur. Şu halde hayatta en yüce ve büyük,  değerli olarak görülüp kabul edilmesi gereken de odur. Bu o kimsenin tüm hayatında kendisini apaçık olarak göstermelidir.

 

Rağbet ona doğru iştahla gitmek ise diğer şeylere de iştah duyulmaması anlamına gelir. Buna göre mala sahip olmak için miskini dahi nasıl şiddetle menedecek ise Rabbe rağbeti azaltacak ya da ondan alıkoyacak her ne varsa aslında bunun şiddetle menedilmesi  gerekir. Hatta onu  gece uykular tutmamalı, erkenden kalkıp Rabbin cennet bahçelerine doğru  yarış edilmelidir. Bunun üzerine tavsiyeleşme de bulunmalıdırlar. O günün sabahı artık çok geç olabilir. Ekilecek bir bahçe de olmaz.

 

33. İşte azab böyledir.  Ahiret azabı ise,  muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.   

İşte Rabbten başkasına rağbet etmek nefse ağır gelir, bu nefse  zulumdur ve onun için hayatın zindan olmasıdır. Bu hal belli bir süreliğine dünya için böyle iken bunun geleceğe teşmili çok daha büyüktür. Zira orada artık süreklilik vardır ve o büyük azap insanı tümü ile içine almıştır. Nefis  bu halde artık nefes alamayacak gibi olur. O hırpalanmaktan dolayı adeta nefislikten çıkar. Kibirlenmenin ne olduğunu o büyük azabın içinde anlar.

Şu halde Rabbe rağbet etmeyen kendisine büyük bir iş yapmıştır.

Azabın büyüklüğü  haktır. Bunun işaretleri vardır. Bu hususta şüphe yoktur.  . Halini değiştirmez ise yüce ve büyük görmesi gerekeni böyle görmez, ona rağbet etmez ise onun için bu azap büyüyecektir. Zira bu azabı şimdi böyle gören gelecekte daha da kötü görecektir.

Ama buna rağmen hala o insanlar başlarına gelen bu belalardan dolayı rağbet etmiyorlar. Ya da o belaya tutulduğunda onun etkisi ile belirli bir zaman rağbet ediyor daha sonra tekrar dönüyorlar. Bu halde o insanlar bilmekte değildir. Çünkü bilmek Rabbe herzaman rağbet etmektir. Bollukta da darlıkta da…

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA