18 Aralik 2017 Pazartesi

Kalem Süresi 8-14. Ayetlerin Tefsiri

20-08-2017 20:58 Güncelleme : 20-08-2017 20:58

Kalem Süresi 8-14. Ayetlerin Tefsiri

KALEM SÜRESİ 8-16.AYETLER

 

Yalanlayanlar itaat etme.

Rabbi hakkı ile takdir etmeyen  yüce ve büyük ahlak sahibi olmayan o kimseler kendilerine itaat edilecek olanlar değillerdir.

Onların sayılarının çok olması onların yaptıklarının doğru olduğunu ifade etmez. Şu hali ile onlar doğruları örtmek için ittifaklar  kursalarda kalabalıklarının gürültüsü ile boğmaya  çalışsalar da birey tek başına dahi kalsa onlara itaat edemez.

Onlar yalanlayanlardır. Yalanladıkları ise doğrulamaları gerekendir. O halde onlara itaat edildiğinde doğrular yalanlanmış  yalanlar ise doğru kabul edilmiş olunur.

Diğer taraftan bunu bireye söyleyen onun Rabbidir. Şu hali ile o Rabbinin emrini de dinlemelidir.

Burada önem kesbeden diğer bir husus belirli bir insandan değil  yalanlayanlardan bahsedilmesidir. Şu hali ile söz konusu edilen  yalanlama eylemini bilfiil yapmış olanlardır. Bunların adlarının başına her ne unvan gelir ise gelsin  kendilerini nasıl anarlarsa ansınlar veya nasıl anılırlarsa anılsınlar hiç farketmez.

O halde onlar neyi yalanlamaktadırlar.

Onların yalanladıkları Nun kalem ve satır satır yazdıklarıdır. Onlar Nun ile kendi imkanlarını Rabbani olana adamamış kalem ile doğruları gizlemeye çalışmış ve bunu satır satır kendi hayatlarına ve insanların hayatına yazmaya çalışmaktadırlar.

Öyle ki bireysel yaşamdan toplumsal yaşama kadar ekonomi siyasi iktisadi  hukuki  ailevi alanlara kadar insanların hayatlarını kalemleri ile yalanla satır satır yazmaktadırlar. Bunun için her tür imkanı kullanmaktadır. Hatta insanların evlerine kadar girerek televizyon radyo internet ve diğer kitle iletişim araçları ile onların zamanlarını duygu  düşünce ve ideallerini dahi yazmaktadırlar. Şu halde kendilerinin ve insanların düşmanı olan bu insanlar kendilerine itaat ettirerek insanın en  değerli ve büyük yetisi olan iradeyi kendi iradelerinin içinde eriterek onları aşağılık maymunlar haline getirmeye çalışmaktadırlar. İşte söz konusu bireyi de bu yığınlar içine katmaya çalışmaktadırlar.

Yalanlayanlar  Onun elindeki Nunu(tüm imkanlarını vahyi)  kalemi alıp  hayatını kendilerinin satır satır belirledikleri şekilde yazmayı dikte ettireceklerdir.

Böylece Rabbin yalanlayanlara itaat etme demesi onların eline Nun’unu kalemini verme  hayatını satır satır yazmalarına izin verme demektedir.

Bu hali ile biz bu emirde insanın kendi faydasına olarak verilen emiri görüyoruz. Çünkü Rabb  ona  şahsiyetini  vakarını onur ve şerefini korumasını emrediyor.

 

 

 

Onlar istediler ki uzlaşasın. Onlar da uzlaşsınlar.

O yalanlayanlar karşılarında rabbin itaat etme emrini dinleyen ve bunun gereği olarak tek başına da olsa sert bir kaya gibi duran bireyi görmektedirler. Onun  sertlikle boyun eğmeyeceğini bilmişlerdir. Zira onun kararlılığı onlar nezdinde kabullenilmiştir. Bu halde onlar onu parçalamak üzere başka bir darbe indirmeye çalışmaktadırlar.

Bunlar onu ufak ufak parçalamaya yönelik darbelerdir. Onu parçalamak için ona daha yavaş(sinsi) darbeler indirmektedirler. Onlara göre katı kuralcı ve inandığını ilkeler üzere sebat göstermek insani bir eylem değildir. Bu eylem değişen şartlar ve zamana uygun olamayacağı için yapılması gereken bir değişmedir. Bu hali ile bu yaklaşım açısından her şey değişmekte hatta değişmeyen tek şey değişimdir aldatma lafı ile yüce ve büyük ahlak sahibini modern ve çağdaş olmaya çağırmaktadırlar. Şu halde onların amacı muhabbet gibi gözükmektedir. Ama bu muhabbet gibi gözüken davranışları son aşamada o bireyi boyun eğdirmeye yönelik darbelerdir. Onu aşağılayıp onur ve şerefini ayaklar altına almaya yönelik kıskıvrak yakalama teknikleridir.

Bunun içindir ki onlar ya ahlakı bu adlar altında tümü ile o bireyden  çıkarmaya çalışırlar. Ya da o ahlak elbisesini parçalamaya çalışırlar. Böylece hepsinden olmasa da bir kısmından vazgeçmesini isterler.

Görüldüğü gibi bunun yolu o yüce ve büyük ahlaka gayri ciddi yaklaşarak onun ahlakının suyunu çıkarıp onu cıvıtmaktan geçmektedir.

Şu hali ile onların ahlaka yönelik Nun, kalem ve satır satır yazdıklarına yönelik olarak yaklaşımlarını kaya gibi duruşu hafif ama istikrarlı bir darbe vuruşları ile oynatmaya  yönelik olarak algılamak gerekir.

Ve şunların hiçbirine itaat etme  çok yemin eden aşağılığa.

Şimdi boyun eğilmeyecek olan o kimseler  sayılmakta. Secde et ve yaklaş denilmişken şimdi bu secdeye rağmen kimin önünde dik durularak boyun eğilmeyecektir bu belirlenmekte.

Boyun eğilmeyecek olan, yolundan gidilmeyecek olan,  takipçisi olunmayacak olan, öne geçirilmeyecek ve önceliği olmayan olan olduğu onun gibi de olunmaması gerekendir de. Ama onun karşısında  sesler kısılmamalıdır. Burada söz konusu edilen ahlaksızlar söz konusu ahlaksızlığın zirvesinde olanlardır. Bu zirve o ahlaksızlığı ifadadır. Salt ifada da değil o ahlaksızlığı kurumsallaştırıp ona kaynak aktarmada da zirvelerdedir. Şu hali ile kendilerine itaata zorlayacak olanlar  ama buna rağmen itaat edilmeyecek olanlar araç gereç imkan ve kullanılan teknoloji ile kurumsal imkanlarla organize olmuş ve baskı unsuru oluşturabilecek bir potansiyele sahiptir.

Fakat burada önem kesbeden bir husus bu nitelikleri taşıyan kişinin bu aşağılık olan gayri ahlaki duruma asla karşı taviz vermeyeceğidir. Bu gayri ahlaki durum ister ahlaksızlığın zirvesinde olanlarca sergilensin isterse de  bu gayri ahlaki tavrı hataen yapan birisi olsun. Bu hali ile bu niteliklerden herhangi birine b,irkaçına veya tümüne sahip olan ile  ilişkilerin kesilmesi anlamında değil onun bu aşağılık olan eylemine ya da eylemlerine  karşı taviz vermemekten bahsedilmektedir. Dikkat edilirse ona onun insan olması itibari ile değil gayri ahlaki işlerine karşı bir tavır takınma söz konusudur. Zira o kimse kendi gayri ahlakını kabul ettirmek ya da beni böyle kabul edin değişemem v.s adlar altında kendi durumuna prim verdirmeye ya da o durumunu meşru göstermeye de çalışabilir.

Bu hali ile ona itaat etme denirken bu niteliklerine karşı müsamaha göstermeyerek onun bu gayri ahlakiliğine karşı yüce ve büyük ahlak sahibi kendisini muhafaza edecek hem de o gayri ahlaki niteliği ifa edene uyarıda bulunmuş olacaktır.

 

Çünkü o kimse aşağılık olandır. Aşağılık olana yüce ve büyük bir ahlak üzerinde olan boyun eğemez. Bu kibirlilik değildir. Bu yüce ve büyük ahlak üzerinde olanın o kimseye göre daha yüce olmasının gereğidir. Bu hali ile yüce olan aşağılık olana itaat etmemelidir. Eğer ona itaat ederse bu durumda o da aşağılık olur. Hatta ondan daha da aşağıda olur.

 

Aşağılık olan çok yemin eder. Çok yemin etmesi onun  inandırıcılığındaki problemindendir. Onun sözlerinin doğru olmadığını insanlar bildiği gibi kendisi de bilmektedir. Bunun içindir ki sözlerine inandırıcılık katmak için yemin etmekle kalmaz. Çokça yemin eder.

Bu hali ile onun inandırıcılığı yoktur.

Onun inandırıcılığı olmadığı gibi onun sözleri hep basiretsiz ve kısırdır. Yani onun sözlerinde hiçbir verim olmadığı gibi konuştuğu her şey boş ve gereksizdir. Bu esasen onun kapasitesinin olmadığını ortaya koyduğu gibi hayatında bereketli, söze gelir hiçbir şeyinin olmadığını da ortaya koyar. Şu hali ile onun hayatı boş ve anlamsızdır.

Onun inandırıcılığı yoksa şu halde buna itaat te olmamalıdır. Buradan biz itaat etme emrinin “onun gibi olma” anlamına geldiğini de anlamaktayız. Diğer bir deyişle onun sözlerine inanılmayacağı gibi bu halde de  olma denmektedir. Zira büyük ve yüce ahlak sahibi ahlakının gereği  sözleri hem doğru hem de emindir. Onun yemin etmeye hele de çok yemin ile inandırıcı olmaya çalışma gibi endişesi yoktur.

Onun için söz  değerli iken onun söylediği sözler yalan uydurma ve abartılı da değildir. Onun sözleri ahlakın içinden süzülerek çıkmıştır. Bu hali ile onun bir ağırlığı ve vakarı vardır ki o bundan dolayı boş sözleri söylemediği gibi boş sözlerden dahi yüz çevirir. O ahlaklı olan emin ve  sözüne itaat edilir olandır.

O izzet ve onur sahibidir. Şeref ve vakar sahibidir. O yüce ve büyük ahlak sahibi olarak aşağılık işlerden ve sözlerden beridir. O bunlarla anılmaz ya da bunlar onunla ilişkilendirilemez. Şayet böyle bir durum olur ise o zaman onun yüce ve büyük ahlak sahibi olmasından bahsedilemezdi. Buna göre ona itaat etme denilerek onun yüce ve büyük ahlakını  koruması da istenmektedir.

 

Çekiştiren laf taşıyan,

Bu kişinin yaptığı iş yalnızca kötülemektir. Kötülemekten başka bir şey yapmaz. Herkesin kötü yanına bakar. O yanı ile onu anar. Bu hususta kamuoyu oluşturup insanlar hakkında bunun yaygınlaşması için çalışır. Bu hali ile onun niyeti bozuk iken ekmeye çalıştığı şey kötülükten başka bir şey değildir. Bunun için sözleri yürütür insanlar arasında olmayanları oldu gibi gösterir. Adeta yeni sözler ortaya koyarda insanlara bunu servis eder.

Onun sözleri kaleme ve onunla satır satır yazılanlar değildir. Kötülük ve bölücülük propagandası yaparak insanlara bakışı onların kurt ya da şeytan olması şeklindedir.

Bu hali ile onları tehlikeli birer kötülük kaynağı olarak görür de onların kötü yönlerini ön plana çıkararak insanlar arasında ayrılık sokar.

Bununla onun yaptığı iş bireysel ya da toplumsal alanda kamuoyu gündemini oluşturmaktır. Gündeme gayri ahlaki unsurları kötülük ve vesvese yüklü sözleri yürüterek insanları bunlar ile meşgul ederler. Ahlaklı insanları da çekiştirir. Onlarda olmayanı oldu gibi gösterip onların arkalarından çeşitli kitle iletişim araçları ile vesveseler yayar. Ya da kendi menfaatine aykırı bir durumda olanlara karşı çekiştirme ve laflar ile tehditler oluşturur. Onun yaptığı esasen tümü ile bunu bir tehdit aracı haline getirerek her tarafı tümü ile kalem ile yazılan vesveselerle bürümektir. Bunun için kiralık kalem denen o kimseleri kullanır. Mürekkep yalamış olarak nitelenenleri kullanarak bunları gerçekte kalem sahibi olarak gösterir de onların insanlar gözünde inanılır olduklarını yaymaya çalışırlar. Bunun için çeşitli kurum ve kuruluşlar ihdas edip buralarda kendilerince yetkinlik  lisans diplomaları verirlerde bu lisanslar ile bu insanların yetkinliğini kullanarak vesveselerini yayarlar. Yazar şair araştırmacı Prof, Doç, Dr, v.s gibi ünvanları ihdas eder ve bir de bunlara büyük para ödülleri ile büyük nişanlar(!) vererek insanlar nezdinde itibarlarını arttırırlar.

Bu hali ile o kimse bunu kurumsal bir hüviyete bürüdüğü gibi bu kurumlardan vesvese yayıcıları çıkarmaya çalışmaktadır. Bunun için ekonomik, siyasi, hukuki düzenlemeler ile meşruiyet zeminleri oluşturma için var güçleri ile de çalışmaktadır.

Ama bunların hiçbiri itaata zorlayıcı değildir. İradeyi ipotek altına alıcı değildir. Tüm bunlara rağmen irade hepsinden daha güçlü bir potansiyeli taşır. Bu potansiyel ile o onlara itaat etmeyecektir. Rabbin “itaat etme” emri yüce ve büyük ahlak sahibi olanın yapabileceği bir tercihtir. Rabb bu tercih için gerekli olan gücü onun yaratılışına ve ahlakına zaten ilham etmiştir.

Hayra engel olup onu men eden haddi aşan günahkar.

Bu kimse öyle kimsedir ki hayra hiç tahammülü yoktur. Hayra dair ne varsa onu engeller yada ortadan kaldırmaya çalışır. Böylece o ortada tümü ile şerrin olmasını ister. Hayra engel olmasının şiddetli olması onun ne kadar kötülükle dolu olup  meydanı kötülükle doldurma isteğini ifade eder.

Bu öyle bir kimsedir ki hayra dahi tahammül edemez.Ona giden tüm yolları tıkamaya çalışır.

Kendisi için hiçbir had tanımaz. Kendisinin sorumsuz olup kimseye karşı sorumlu olmadığını dilediğini  dilediği şekilde yapma hakkını kendinde görüp başkalarına saldırır. Haramı helal  helali haram kılarda apaçık bir şekilde günahkar olur.

İnsanları kendisinin kölesi gibi gören onlar adına karar verme yetkisini kendinde görüp onlar adına tasarrufta bulunma yetkisini kendinde görür. Onların mallarını, canlarını, kanlarını, namuslarını kendine helal görürde günaha girmede adeta yarışır. Onun için hayat adeta haram yarış meydanıdır.

O tüm söz ve eylemlerini çekiştirip yürüttüğü politikaları bunun üzere kurar. Yani hem insanları çekiştirip onlar aleyhine sözleri yürütürken diğer taraftan hayır ile haddi bilme ahlaklarına  karşıda çekiştirip laflar yürütür. Şu hali ile ahlaklı insan ve ilkelere karşı yürüttüğü politikalar ile onları tümü ile pasifize ederek kontrol altına almaya çalışır. Onun menfaatine ya da ahlaksızlığına aykırı ne varsa aslında bu hayır olandır. Ama o bunu hayır olarak görmez. İşte o tam bu noktada da O’na engel olmaya çalışır. O’nun için kriter kendi ahlaksız yaşantısıdır. Buna dokunan her ne hayır olursa onun karşısına dikilmekten geri durmaz. Çünkü onun için bu hayır değildir ki onun hayır tanımı değişmiş olduğundan aslında şer olan onun için hayırdır. Çünkü hayır ve şer kavramı menfaat ve arzuları ya da ahlaksızlığı ile tepe taklak olmuştur.

Oysa yüce ve büyük ahlak sahibi olanın yaptığı tüm her şey hayır üzeredir. Onun şerre tahammülü olmadığı gibi ona gidecek olan tüm yollara da set çeker. Kendi dünyasını ve insanların dünyasını hayırla doldurmak için tüm hayır kapılarını açar kapılardan girecek olan hayırları ihdas etmeye çalışır. o haddini bilir . insanlar adına karar verme yetkisini kendisinde görmeyip  ancak onların kararlarının hayır olması için çaba sarfeder.

İnsanları kendisine boyun eğdirip onların iradelerini ipotek altına almaz. O insanların kanlarını, mallarını, namuslarını, kendisine helal değil haram kılar da aklı, canı, mal, nesli ve dini korumaya çalışır.

Zorba sonra da soysuz.

Bu kimsede hiçbir incelik ve kibarlık yoktur. Konuşmalarında kibarlık  kelimelerinde nezaket olabilir düzgün cümleler kurabilir. Düzgün fizikli iyi giyimli de olabilir. Ama bunların tümü onun zorba, kaba ve soysuzluğunu örtmek için giydiği elbisedir.

O insanlara karşı kabadır. Onları ekonomik, fiziki, hukuki, sosyal olarak kıskıvrak ve zorbaca yakalama peşindedir. Bu tür yakalama için onları bu konuma getirmeye de çalışır. Mala, oğullara düşkünlüğünden bunları elde etmek için her şeyi kendine helal görür ve saldırır. Kanlar akıtır,  hastalıklar yayar, sakat bırakır,  canlar yakar.

Bu kimse soysuzdur. O bu insanlık ailesinin bir üyesi olamaz. Sanki onlarla hiçbir bağı yokmuşcasına onlara karşı hep kabalıkla hareket edip onları yolunacak kaz,  sağılacak inek, sırtına binilecek merkep, önüne saman konularak tatmin edilecek bir hayvan olarak gören kimse insanlık ailesinin bir üyesi  olabilir mi? O her ne kadar asil ya da aristokrat bir aileden de gelse o soysuzun tekidir. O, zaten  baştan kendisini o insanlardan dışlayıp onlar üzerinde zorbalardan olmayı kabul etmiş onlardan kendisini ayrı tutmuştur. Onları kendisine hizmet için varolan aşağılıklar olarak görmektedir. İnsanların insan olması ile hiç ilgilenmez. Zaten onun için insan diye bir varlıkta ortada yoktur ki.

İşte bu kimse, kalemle yazılan ahlaki satırları silmeye çalışan  eline aldığı kalemle yeryüzüne tümü ile zorbalık ve soysuzluğu yazmaya çalışan ama hiçbir inandırıcılığı da olmayan aşağılıktır.

Yüce ve büyük ahlak sahibi,  insanlara karşı kaba olamaz. O insanlara onların insan olması hesabı ile değer verir. O insan, yetim yoksul ya da düşkün de olsa onu dışlamaz onu aşağılamaz. O  insanlık ailesinin bir parçası olarak o ailenin tüm fertleri ile ilgilenir. Onlar için rahmet olma peşindedir. Onların ağır yüklerini indirme zincirlerini kırma onları temizleme peşindedir. O  insanlara asla sıkıntı vermez. İnsanlar için sıkıntı çeker. Onların insanlığına vurgu yapıp değerli olduklarına dikkat çeker.

 

Mal ve evlat sahibi diye.

Bu ahlaksız soysuz  kendisini yeterli görür. Bu yeterlilik içinde hiçkimseye karşı sorumlu olmadığını şu hali ile de hesap vermeyeceğine inanır. Çünkü o kendisi için gerekli olan herşeyin sahibidir. O insan için gerekli olanın mal ve evlat olduğunu zanneder. Bunların kendisine iktidar ve güç verdiğini ve bu hali ile dilediğini yapma hakkını elde ettiğini zanneder. Yani bu iktidar ona büyük haklar vermiştir. Mal ve evlat ile kastedilen kişinin onunla kendisini güçlü gördüğü her şeydir. Bu mal ve evlat olarak simgelenmiştir. Bu manadan olarak onun sahip olduğu kariyeri, toplumsal makam ve mevkii, akademik ünvanı, soyu, ırkı ya da kendisi ile güçlü gördüğü herşeyidir. Bunları güç ve iktidar olarak niteleyebiliriz.

Onun güç veya iktidarını koruması ve çoğaltması önünde engel olarak gördüğü her ne var ise onlara karşı apaçık bir şekilde cephe alır. Hatta güç ve iktidarını koruma ve arttırmada ahlaki ilkelere dahi savaş açar.

İşte bu insan böyle yapmıştır.

Esasen o mal ve evlad sahibi olurkende onları hak ile değil tüm bu insani değerlere savaş açarak elde etmiştir ve yine bu ahlaki ilkelere karşı savaş açarak arttıracağın zannetmektedir.

o hiçbir zaman mallar ve evlatlar sahibi olmanın ahlaka uymakla olamayacağını vehmeder. Şeytan ona bunu vesveselemiştir. Buna göre o daha baştan bunlara ahlaklı olarak  sahip olmadığını kabullenmiş demektir.

Bu durumda o kendince güç ve kazanım elde ettiğini zannetse de o kimse esasen kendini kaybetmiştir. O insanlığını kaybetmiştir. Koruma ve arttırma için üzerine titrediği o şeyler onu köleleştirmiş  ona bunlar araç olarak verildiği halde o  bunları amaç haline getirmiş ve böylece en büyük zarara uğramıştır. O insan,  arttıran değil azaltandır. O karlı çıkan değil  büyük zarar edendir.

İnsan için en değerli olan onur, şeref ve haysiyetini arkasına atan ve onlara karşı apaçık bir şekilde savaş açan insan zavallıdan başkası olamaz.

O bu hali ile neyi kazanacak ki.

Ahlaka(yaratılışa) karşı savaş açan hiçbir zaman iflah olmaz. Yaratılışa her kim ters bir şey yaparsa muhakkak ki o terslik onun hayatında tersliklerin ortaya çıkmasına vesile olur.

 

Kendisine Ayetlerimiz okunduğu zaman bu öncekilerin masallarıdır der.

Öncelikle bu kişiye okunan Rabbin ayetleridir. Ona okunan Rabbin ayetleri olduğu söylenen ama gerçekte olmayanlar değildir. Yani Rabbin ayetleri olmadığı halde hurafe, yalan-yanlış eksik olduğu halde Rabbin ayeti gibi sunulanlar değildir. Zira gerçektende bakıldığında bir takım insanların hurafe ve bidatları sanki Allah’tanmış gibi göstermekte ya da ayetleri anlatırken yanlış manalara gelecek şekilde izah etmektedirler. Her iki durumda Allahın ayetleri okunmuş değildir. Şu hali ile Allahın ayetlerini kalem sahibi  satır satır okuyarak kendi benliğine emin ve kuvvetli bir şekilde yazarak insanlara da benliğine yazdıklarını okumalıdır. Bu okuma şu halde  doğru uygun zaman ve mekanda Allahtan indiği şekli ile okumadır.

Kendisine Allah’ın ayetleri bu şekilde okunan ise şimdi okunan ayetleri inkar yoluna gitmiyor onları ahlaksızca saptırma yoluna gidiyor. Evet bu ayetler Allah’ın ayetleridir diyebilir ya da hoş ve güzel olanlardır der.

Ama onun uygulanabilir olduğuna karşı gelir.

Zira ona göre bu ayetler kalem ile satır satır yazılmıştır ama masal olarak yazılmıştır. O tarihi bir yazı olarak vardır ya da o ayetler tarihi bir eser olarak vardır demektedirler. Bunları uygulayacak ne insanlar var ne de mevcut şartlar bunların uygulama alanıdır. Şu hali ile onlar mazide kalmıştır.

Ya da bunlar insanları uyutmak için yazılanlardır. O bir afyondur ve onunla kitleler uyutularak onlar aşağılanmakta onlar teba haline getirilerek köleleştirilmektedirler. Bunları kendi kalemleri ile satır satır yazar felsefi yorumlar getirir hevayi saptama ve çıkarsamalarda bulunurda kalemle yazılan vahye karşı kendi yazdıkları ile meydan okumaya çalışır. Bu yazıyı ya hayatıyla gösterir ya da onu kağıtlara kalemlere ya da sanal alemlere satır satır yazar ki bu kendisi için ya da insanlar için keskin bir satır olsun. Onları ahlaktan uzaklaştırsın.

 

Rabbin insana şeref  onur haysiyet ve şahsiyetini korumasını söylemesi  evet bunlar mı evvelkilerin masalları. Eğer bunlar evvelkilerin masalları olan yüce değerler  ise onlar doğal olarak kendilerinin onur şeref haysiyet ve şahsiyetten nasiplenmediklerini ve aşağılıklar olduklarını kendi ağızları ile ifşa etmekte değiller midir?

Esasen o kendisine Allahın ayetleri okunduğu halde bunları demekle o ayetlerin ilahi olmadığını  zamana ve mekana hitap etmediğini  insan için pratik  olmadığını(ahlaki olmadığını) söyleyerek kendisi ve insanlar nezdinde onları  tarihin sayfalarına gömmeye çalışmaktadır.

Oysa büyük ve yüce olan bu ahlak  tüm zaman ve mekanları aşan  her devir ve zamandaki insana hitap eden bir sürekliliktedir. O kalem ile satır satır yazılmıştır. Hem de paslanmaz ve silinmez bir şekilde insanlık levhalarına yazılmıştır. Ancak insanlar bu parlak ve büyük ahlaka karşı binbir türlü mazeret uydurarak gözlerini kapamakta ve ondan uzaklaşmaktadırlar.

 

Onun burnunu damgalayacağız.

Yüce Rabb cezalandırma işini kendi üzerine alıyor. Zira cezayı verecek odur. Eciri veren o olduğu gibi cefayı verecek olan da odur. Onun bu haldeki insana karşı söylediği bu söz onun kendi üzerine aldığı bir vaattir ve bu vaat gerçekleşmiştir. Artık bunda bir şüphe yoktur. Bu andan itibaren o insan acıklı bir duruma düşmüştür. Artık o kendi haline yansında ağlasın. Bunu bilen yüce ve büyük ahlak sahibi o kimsenin bu durumunu bilerek onda olan ahlakiliğin tümünü,  bir kısmını ya da birini almak istemez. Çünkü o kimse zavallı hale düşmüştür.

Onun burnunun üstünün damgalanması anlamlıdır. Zira o, Rabbe boyun eğmez iken insanları kendisine boyun eğdirmeye çalışır ve rabbe ve insanlara karşı burnu havada olurdu. Onları muhatap almaz ve onları karşı kibirlenirdi.

Onun ayetlere karşı bu tavrı ayetlerin masal, uydurma ya da ilahi olmayıp eksiklik ve aksaklık taşımasından dolayı değildir. Zira o, bu ayetlere karşı hiçbir delili ileri süremez. Çünkü o ayetler haktır. Doğrudur  ahlakidir,i  yaratılışın üzerinedir. Zaten o da direkt olarak ayetlere karşı bir delil ileri süremez iken yalnızca kibirliliğinden dolayı ayetlere karşı evvelkilerin masalları diyor. Buna göre o kendi hevasına göre o ayetlerin olmasını istiyor. Ayetleri  belirleyenin kendisi olmasını ima ediyor. O bunları Rabbe karşı,  kendi rabbine karşı  söylüyor. Üstelik bu ayetlerin ondan olduğunu bildiği halde. Düşünüldüğünde bu gerçektende insanın titreyerek korkup hemen secde etmesi gereken büyük bir suçtur. Fakat o kimse bunu yapmıyor.

Bunu yapmadığı içindir ki  havada olan o burnuna damga vurulmuştur.

Bu halde o insanlık ailesinden ayrılmıştır. Onun o aileden ayrı olduğu onun burnunun üzerindeki damgadan bellidir. Onun için hayat artık zindan olmuş ve ona dünya dar gelmiştir. Burnuna vurulan damga ile nefes alamaz. Patlayacak gibi olacaktır. Onun malları ya da evlatları olsa da bunlar onun acılarını dindiremez. Aksine bunlar onun için acı üstüne acıdır.

Oysa o daha önce değerli olduğunu saygın ve itibar gören biri olduğunu dilediğini yapma hakkına sahip olduğunu  zannediyordu. Şimdi ise acılar içinde kıvranan rezil olmuş zavallı konumundadır.

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA