21 Temmuz 2018 Cumartesi

Kalem Süresi 1-7.Ayetler Tefsiri

05-08-2017 10:26 Güncelleme : 05-08-2017 10:45

Kalem Süresi 1-7.Ayetler Tefsiri

Şüphe yok ki sen yüce, büyük bir ahlak üzerindesin.

 

 

Nun ve Kaleme ve satır satır yazdıklarına

İbaresindeki nun, kalemden önce zikredilen olarak anlamlıdır.Onun anlamı olması tek bir anlamla ifade edilemeyecek kadar geniş ve derin  anlamında olduğu gibi insanın acziyetinin göstermesi manasında da anlamlıdır.

Nun kalemden önce zikredilen olarak hokka,anlamındadır da.

Alak süresinde okuma emredilirken şimdi yazmaya dikkat çekilmesi anlamlıdır.

Bu halde biz yazma aracı olarak kalemden önce nundan bahsedilmesinin nuna anlam yükleme işlevinin muhataba bırakıldığını anlamaktayız.Şu hali ile muhatap kendi durumuna göre kalemini eline alıp nuna batırarak  hayatını satır satır yazacaktır.Yani nun, muhatabın kaleminin mürekkebidir.Bu mürekkep onun içinde bulunduğu imkanlar ile ortamlardır.Bu hali ile o bu imkan ve ortamlardan istifade ederek kalemle hayatını satır satır yazacak ve o imkan ve ortamlardan hayatını harika bir yazı,makale ya da kitap olarak çıkaracaktır.Bu halde her yönü ile tertipli, düzenli, iyi düşünülerek, yontulmuş güzel bir şekil ve mana verilmiş olan hayat yazısı, hayat makalesi veya hayat kitabından  bahsetmekteyiz.

Kalem ile ifade edilen ayrıca yontulmuş, şekillendirilmiş, Allahtan olan ilim anlamına gelen bir araçtır. Şu hali ile her kalemin yazdığı kalem olmadığı gibi her yazılan da kaleme ait değildir.Bu durumda nun,  kaleme göre bir mana ifade edecektir. Nun olmaksızın kalem bir işe yaramazsa ,kalem olmaksızında nun bir işe yaramaz.Bu hali ile nun ve kalem arasında kopmaz bir bağ kurulmalıdır.

Bu bağ artık ilmek ilmek örülecek ve muhatap kendi kitabını yazacakken, varlığa ve insanlığa da kendi yazısını yazacaktır. O halde neyi,nasıl ve neye göre ,hangi imla kurallarına göre yazacak bunların cevabı da verilmiştir.

Daha önce Alak süresinde ona okuması söylenenleri okuyup hayatını bu okuduklarının bir  özeti haline getirecekti. Özet çıkaracağı unsurların başlıkları ise, Rabbin onu yaratması,İkramı ve kalemle öğretmesi ile nihayetinde onun dönüş içinde azgın değil, saygı duyan bir kul olduğudur.Daha genel anlamda o bir kul olduğunu hayatının tüm zaman ve mekanlarına silinmez bir şekilde yazacaktır..

Diğer taraftan satır, kesmek anlamına gelir.Bu cümlede kullanılmasında verilen mesaj ise kaleme ait olmayan her ne varsa onun tümü ile kesilip atılmasıdır.Kalemi olmayan o satırlar o kişinin kitabında yeri olmaması gereken satırlar olmalıdır.Şu halde o kişinin kitabı kalemi olan satırları içeren bir nitelikte olmalıdır.Zira kaleme ait olmayan herşey cehalettir.Buna göre  cehalet ya da cahiliyye üzere olmamasına da dikkat çekilmektedir.Öyle ki bu cehalet satır aralarında dahi olmamalıdır.Allah ile bağı kesecek, varlığa ve futrata aykırı olan tüm herşey kalem ile çizilerek(ilim üzere) satır ile kesilip atılacaktır.Kaleme gelmeyen boş şeylerden uzak durmak elzemdir.

Sen Rabbinin nimeti ile cinlenmiş değilsin.

Şüphesiz hayatını kalemle yazmaya çalışan bu halden dolayı etrafındaki insanlardan olsun ,onların durumuna bakarak kendi durumunda olsun bir takım şüphelerle karşılaşabileceği gibi bu hal üzere kalmak ya da sağlamlaşmak üzere Rabbin desteğine her zaman ihtiyaç duyar.Bu hali ile nun,kitap ve yazılanları Kuran olarak anlamakta gerekir ki o kuranla Rabbin desteğini almak mümkün iken,bu desteği  kazanmanın kalemle yazılmış kanunlarını da görmek mümkündür.(Bu kanun destek için kulun çabalamasıdır.)

Hayatını, okuduklarının özeti haline getirecek olan, bu halden dolayı bir takım sözlerle karşılaşacaktır.Bu sözler onun yakınlarından,hatta en sevdiklerinden de gelebilecektir.Üstelik onlar, ahlaken üstün gördükleri bu kişiye  , bu sözü sarfedeceklerdir.

Onların bu sözleri:

Hezeyana kapılmış, örümcek kafalı, yobaz, gerici, meczup, deli, manyak, akılsız, ahmak veya beyni yıkanmış şeklinde olabilir. O bireyin bu sözlere muhatap olmasının tek nedeni ise onun  Rabbin nimetine mazhar olmasından başka bir şey değildir.

Şu halde bu kişi rabbin terbiyesini almış biridir. Ve bu tür vesvese ve sözlere de bundan dolayı hedef olmaktadır.

Rabbin nimeti nedir?

Bu nimet öncelikle onun Rabbin eğitimine mazhar olmasıdır. Onun, Rabbin dersine girerek hayatını,bu dersten öğrendikleri ile kalem ile satır satır yazmasıdır.

Şu halde bu nimetlere mazhar olanın  cinlenmiş olduğundan bahsedilebilir mi? Yoksa bu nimetlere mazhar olana,bu sözleri sarfedenler mi cinlenmiş olanlardır?

Diğer taraftan hitap yine muhataba. Ama Çoğul şeklinde değil tekil şeklinde. Topluluk içinde de olsa, insan bir birey olarak ele alınıyor.Bu, ona birey olarak ta verilen değerdendir.Bu hali ile ona, tek başına kalsa dahi bu tür iftira ve nefsin vehametlerine aldırış etmemesi emrediliyor.Buna göre o birey tek başına kalsa dahi emrolunduğu gibi dosdoğru olacaktır.

Muhakkak ki senin için tükenmez bir karşılık vardır.

Bu birey için muhakkak ki ecir vardır ve bu ecir ona kesintiye uğramaksızın verilecektir.

Bu ecrin muhakkaklığı o ecre onun nail olacağından şüphe etmemesi içindir.Belki o tek başına büyük acı ve ızdıraplar içinde, hayatı yoksulluk, itilip- kakılma ya da aşağılanma ile geçip,insanlar tarafından hiç gün yüzü görmedi diye de anılacaktır  veya diri diri ateşlere dahi atılabilecektir.Ama bu haller onun tükenmez karşılığa nail olmayacağının işaretleri değildir.Aksine bunlar onun tükenmez karşılığa nail olduğunun kanıtlarıdır.

Ecire kesintisiz olarak nail olması o birey için bir takım nedenleri ortaya koyar ki bunlar da önem kesbeder.

Şu hali ile  böyle bir nimete kavuşmak kolay değildir.Bu nimete kavuşmak böylece içten ve dıştan engelleme ve saptırmaya maruz kalmayı gerektirirken,her engelleme ve saptırma bu nimete kavuşmak anlamına da gelmez.Zira bu nimete kavuşacak olan kalem ve satır satır yazdıkları ile biçimlenmiş ve anlam kazanmış olana göre hayat kitabını yazandır..Ancak onun, hayatını yazmaya çalışırken onun Nun’unu(imkanlar) elinden almaya çalışma, onun kalemini(vahy) kırmaya çalışma ,satırlarını silmeye(hayatını) çalışma  durumuna rağmen Nun’unu, kalemini ve hayatını yazmaya çalışırsa kesintisiz bir karşılık vardır.

Diğer taraftan karşılığın kesintisiz olması ise kalemle yazmanın kesintiye uğratılmaması anlamına gelir. Buna göre bu engelleme ve saptırmaya rağmen bu ecir içinde ve ona doğru sebatkar bir şekilde  ilerlemek gerekecektir. Diğer bir deyişle o, bireysel yaşamından, zevklerine ,şahsi işlerinden, ticaretine, okuluna, arkadaşlarına, çocuklarına, anne ve babasına kadar tüm ilişkilerini kalemle(vahyle) yazacaktır.

Bu ecir, kalemle yazma eylemi içinde bulunulduğu sürece tadılan ecirdir.Yani ecir, bu tercihi yapmakla başlar.Bu hali ile zorluk ve sıkıntı acı değil ecirin lezzetleridir.

Bu bir başlangıçtır.Engelleme ve saptırmalara rağmen sebat bu ecirin değerini daha da arttırırken bunlara rağmen sebat bu ecirin devamını arttırır.Şu hali ile bu ecir neden bu bireye de diğer kullara değil diye sorulduğunda  bunun cevabının o bireyin engelleme ve saptırmalara rağmen sebatlı olması olarak anlamak gerekir.Bu ecir bu dünyadaki ecir iken gelecekte daha güzeli vardır.Bu güzellik cennet ile daha olgun bir meyveye dönüşür.O halde başlangıcı yazmadan başlayıp cennetin ebediliği ile devam eden tükenmez bir ecirden bahsedebiliriz.

 

Şüphe yok ki sen yüce, büyük bir ahlak üzerindesin.

Onun sebatkar(sürekli) olmasının bir gerekçesi de onun ahlakının büyük ve yüce olmasıdır.Ama burada sözkonusu edilen bu tür bir yazmayı kendine huy haline getirmesidir.Şu hali ile bu yazma o bireyin vasfıdır.O ahlak söylendiğinde bu birey hatırlanırken yine bu birey görüldüğünde de bu ahlak hatırlanır.

Bu ahlak esasen olması gerekendir de.Zira burada sözkonusu edilen ahlak yaratılışa ya da fıtrata uygun olan durumdur.Böylece fıtri olan durum üzere kalıp bundan engelleme ya da saptırmalara rağmen direnmek te büyük bir ahlaktır.

Nebi okuma emri gelmeden önce de toplumda büyük ahlak sahibi biri olarak görülmekte idi.Onun büyük ahlak sahibi olarak görülmesi onlar tarafından ona “emin” lakabının verilmesinden anlaşılmaktadır.Hakem olayında da aynı şekilde adil karar vereceğine inanarak onu hakem olarak kabul etmişlerdi.

Diğer taraftan bu niteliğe insanlardan bazıları da  sahip olabilir.Onlarda bazı ahlaki eylemleri ifa edebilir.Bunun için kurumsallaşma yoluna da gidebilirler.Hayatını yoksul insanlara adayabilir,yetimler için yetimhaneler veya aşevleri açıp bunları kendi rahatına rağmen açık kalması için mücadele edebilir.Bu da fıtri bir ahlak olarak büyük bir ahlaktır.Ama  yücelik vasfına haiz değildir..Diğer bir deyişle o ahlakın Rabbin katına yücelmesi bu ahlakın Yüce olana  bağlanması ile mümkündür.Bu da ancak onun adı ile okuma  ile olur.Onun içindir ki azim  vasfı  sözkonusu edilmiştir..

Diğer taraftan burada sözkonusu edilen ahlak sahibi olarak her ne kadar müfessirler tarafından nebi deniyorsa da sözkonusu olan sadece nebi değildir. Sözkonusu olan nebi şahsında onun gibi olma çabası içinde olan herkestir.

Ahlakın fıtri bir olgu olması hesabı ile toplumlarda sözkonusu edinilen ahlak tanımı ile de karıştırılmaması gerekir.Zira toplumda moral değerler yada etik kurallar şeklinde menfi bir takım değerler ahlaki olarak değerlenemez.Ahlaki olmak fıtri olmak ile ilişkili ise şu halde fıtri olanın ahlaki olmasından bahsedilmektedir.

Ahlaki olanın tanımı ise kalemle öğreten ve  insana bilmediğini öğreten Rabb tarafından öğretilmiştir. Şu halde ahlakilik ancak Rabbin adı ile okuma ile tanımlanır ve ahlaki ile gayri ahlaki onunla ayrıştırılır.

Hal bu iken yüce ibaresinin sözkonusu olması esasen büyük olmasından ayrı olmaz.Yüce bir ahlak büyük olmalıdır.Diğer bir deyişle okunacak olanla, büyük ahlak sahibi, yüce ve büyük bir ahlak sahibi olur.

“Onun ahlakı Kuran’dı.”

Hz .Aişeye nebinin ahlakı sorulduğun onun söylediği söz bu idi.Ahlakın kuran olması ,değer yargı ve sistemleri ile işleyişin tümü ile kurana göre olması anlamına gelir.

Ahlak denilen olgu fıtri olan olgu ise şu halde yüce ve  büyük bir ahlak dendiğinde anlaşılması gereken,değersizlikten kurtarıp yücelten bir değer sistemidir.

Bu halde ortada kesintisizlik vardır.Buna göre kesintisiz ecir , kesintisiz olarak o kuran ahlakı üzere olunmasını gerekli kılar.Bu durumda O ahlakın yaşamın tümünde kendisini gösteren ve tümü ile üzerinde her ne olur ise olsun ölüm gelinceye kadar sebat edilecek bir ahlak olduğu anlaşılmaktadır.Eğer bu ahlak yaratılışa uygun ise yaratılış varolduğu sürece bu ahlak üzere olunmalıdır.Belli yer ve zamanlarda ahlak üzere olup bazen bu ahlakın arkaya atılması yücelik değildir.Ailesi ile ya da ahlaklı gördüğü insanlar yanında ahlaklı davranip ,ticaretinde yada diğer insanlar yanında bu ahlakı arkasına atıp ahlaksız bir ticaret, ahlaksız bir arkadaşlık,ahlaksız bir ilişkiler içinde olmak kesintisizlik ilkesine tümü ile aykırıdır.Zira aslolan ahlak üzere durma heyecanının ilk günkü gibi bireyin canlı tutması ve bunun için ahlaki çaba sarfetmesidir.

Nebinin yüce ve büyük ahlak sahibi olması onun bu ahlak üzere kesintisiz olarak durmasındandır. O, kuran ahlakının insani yansıması idi.

Böyle bir ahlak sahibi olanın cinlenmiş olduğundan bahsedilir mi.Şu halde fıtri olana Rabbin adı ile okuma ruhu giydirilerek meleklerin dahi saygı göstereceği  bir yüceliğe erişilir.

 

Sende göreceksin onlar da görecekler.

İfade basiret kelimesi ile gelmektedir.Bunun anlamı basiretlerle görüleceğidir.Onların gözleri bunu görmez ya da onlar görmek istemezler.Ama basiretler ile bu görülecektir.Sen de göreceksin.Onlarda.

Şu halde sonuç bellidir.İstikbal yüce ve büyük ahlak sahibi üzere olanındır.Bunu onun karşısında olanlar da görecektir.Onlar onun ahlakının  büyük ve yüce olduğunu bilecekleri gibi kendi ahlaklarının alçak ve küçük olduğunuda bileceklerdir.Esasen bu durum şu halden itibarende başlamıştır.Zira nebiye suikast düzenleyecekleri akşam, onun yanında emanetleri bulunmakta idi.Hiçbiri onun yalan söylediğine hatta şaka ile de olsa şahidlik etmemişlerdi.Hiçbiri onun zulmeden olduğunu söyleyemezdi.. Onun yüce ve büyük bir ahlak sahibi olduğunu itiraf ederlerken de ona hayran oldukları halde bunu basiretler ile görmek istemiyorlardı.Ama şimdi onlar inkar edilemeyecek bir şekilde göreceklerdir.

Şu halde nebi şahsında yüce ve büyük ahlak sahibi olan tek başına iken, karşısında organize olmuş olanlar vardır.Bunu biz “onlar” ifadesinden anlamaktayız.

Organize olmuş olanlar her ne kadar kalemlerle hokkaları tüketip (zaman, enerji, emek, para, organizasyon, kitle iletişim araçları) yazılar yazsalarda onların bu yazdıklarının tümü hatalı ve yalandır.Hiçbiri basiretler üzere değildir.Onların hepsi basireti bağlama üzere olan yazılardır.Bu hali ile kalem sahibi  onları dikkate almaz,onlara itibar etmez veya onları tayin edici olarak görmez.

 

Hanginizin fitnelendiği.

 

Görülecek olan budur.Kim büyük ve yüce ahlak üzeredir.Kim bu ahlaktan sapmıştır.Bu apaçık şekilde ortaya çıkacaktır. Fitne ibaresinin kullanılması ilginçtir.Zira fitne, altının ateşe tabi tutulması ile onun, curufundan ayrılma işlemini tarif ederken bu ifadenin kullanılması salt bir zamanı değil süreci ifade etmesi noktasında da anlamlıdır.

Buna göre yüce ve büyük ahlak sahibi olan ile onun karşısında olanlar tek bir kişi olarak nitelenerek iki kişi arasında bir süreç ifade edilmektedir.

Yüce ahlak sahibinin fitnesi o iken onun fitnesi de yüce ve büyük ahlak sahibidir.Bu süreç böylece ikisi arasında sürmektedir.

Ama nihayetinde kimin fitne içinde kalıp kimin ondan çıkacağı önemlidir.Bu durum daha baştan belirlenmiştir.Zira yüce ve büyük bir ahlak üzere olan yaratılışına uygun bir yazıyı fitneler içinde yazacakken bu hali ile üzerindeki tüm curufları bu fitne ile eritmiştir.Şu hali ile bu fitne onun için "arınma hafifleme ve yukarıya doğru yücelme" süreci olmuştur.Diğeri içinse  yaratılışından uzaklaşma olmuştur.Yaratılışından sapan ise apaçık bir şekilde fitnenin tam ortasında yanmaktadır. O, daha şimdiden cehennem ateşinin içine girmiştir.

Muhakkak ki senin Rabbindir.O bilir.Kimin kendi yolundan saptığını ve kimin hidayet üzere olduğunu.

Rabb niteliği zikrediliyorsa şu halde terbiye ile terbiye olunacak olan vardır.

O Rabb  ki senin Rabbindir.Şu halde sen onu Rabb edindi isen “onun terbiyesi ile terbiye ol” denilmektedir.

Tek başına  kalsan da onun terbiyesi ile terbiye ol. Her ne kadar şartlar sanki onlar lehine gözüküyor gibi idiyse de.

Bu hale rağmen bireyin Rabbine vurgu yapılarak Rabbin  terbiyevi niteliği gereği olayları tayin ve takdir edici olması niteliğinden de bahsedilmektedir.Şu hali ile yalnız başına değilsin denmektedir.

Rabbin yolu doğru yoldur.O yoldan başkası doğru yol değildir.Şu hali ile onun terbiyesi tümü ile doğru yol üzere olarak vardır.

Rabb hüküm sahibidir.Doğru yolun sahibi o ise kimin o yolda olduğunu ya da olmadığının hükmünü verecek olan da odur.Buna göre onun hükmü asıldır.

Bu halde ayırım onun hükmüne  göre olacaktır.

Bu şekilde ifadenin gelmesi dikkat çekicidir. Zira karşı tarafta olanlar da kendilerinin Rabbin yolunda olduğunu söylemekte değiller mi idi?

Müşrikler diyecekler ki; «Eğer Allah dileseydi, ne biz ve atalarımız O'na ortak koşar ve ne de bu şeyi yasaklardık.» ...Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: «Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti» derler. ….Araf 28

Görüldüğü üzere onlarda da bir Rabb anlayışı vardı.Ve bu Rabb anlayışına göre onlarhareket etmekte idi. Diğer bir deyişle onlarda yaptıklarını Rabbin emri olarak yaptıklarını zaten bunun aksinin mümkün olamayacağını söyleyerek kötülüklerini dahi ona dayandırıyorlardı.

 

 Şu halde  onlarda kendilerinin ahlakının da Rabbani olduğunu söylüyorlardı.

Oysa Rabbin senin Rabbindir diyerek onların, Rabbi rabb edinmediklerinden bahsedilmektedir. Diğer bir deyişle Rabb senin Rabbindir.

 …De ki; Allah kötülüğü fuhşu asla emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? Araf 28

Ya da Rabb senin ahlakında nasıl tanınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu hali ile bireyin Rabbi en iyi şekilde takdiri yüce ve büyük bir ahlak sahibi olması ile görülür.

İşte bu da yine kalem ve yazdıkları ile mümkündür. Kalem ve yazdıkları yüce ve büyük bir ahlak şeklinde bireye ruh katıp ayağa kaldırıyorsa işte bu durumda olan doğru yol üzerindedir. Ama bu tür bir ahlaka sahip olmayan Rabbin yolunda olan olamaz.Şu halde nasıl oluyorda onlar Rabbin yolunda olduklarını söylüyorlar.Kalem ve onunla yazılanlardan ruh almayan o yüce ve büyük ahlak sahibi olmayan o insanlar ancak fitneye düşmüş olanlar olmaktadırlar.

o halde bu, yüce ve büyük ahlak üzere kalmanın diğer bir delili oluyorken onlara hiçbir şekilde itaat edilmeyerek,yollarından gidilmeyeceğinin de delili olmaktadır.

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA