20 Ekim 2018 Cumartesi

Alak Süresi 15-19. Ayetler Tefsiri

29-07-2017 12:03 Güncelleme : 30-07-2017 10:21

Alak Süresi 15-19. Ayetler Tefsiri

Ama Rabbe yönelen kul bulunduğu halde duracak değildir. O ilerlemelidir. Daha da yakınlaşmalıdır. Bu yakınlaşma ile o uzaklaşması gerekenden daha da uzaklaşır. Yakınlaşması gerekene daha da yakınlaşır. Şu halde Rabb kula yakınlaşmayı emrederken onun gelişerek yakınlaşabileceğini emretmektedir.Yakın olmak, şahsiyetin gelişkin olması ile doğru orantılıdır.

 

 

 

Hayır.Eğer  ondan vazgeçmezse,sürükleriz,alnındaki perçeminden.

Yalancı ve hatalı alnındaki perçeminden.

Hadi davet etsin,adamlarını.

Bizde davet edeceğiz.Zebanileri.

Hayır.İtaat etme.Secde et ve Yaklaş.

 

Hayır,

Hayır ifadesi kulluğu reddedip azanadır. Onun eylemlerinedir. Onun amaçlarınadır. Böylece onun söz ve eylemlerinin amaçlarının hiçbiri hedefine ulaşamayacakken, gördün mü hitabına muhatap olana o konum ve eylem içinde bulunmaması söylenerek tercihini o azgının tarafına doğru  yapmaması emrediliyor.

Yani hem o azgının işlerine ve hedefine hayır deniyor, hem de iki insanı görene o azgın tarafa doğru tercih yapmasının önü “hayır” ile kesiliyor.

Aynı şekilde O namaz kılan kula bir destek de çıkılıyor. Öyle ki kendisini yasaklayana baktığında onun ne kadar rezil olduğunu, itilip kakılan biri olduğunu da anlıyor.

Bu halde onun gibi olduğunda kimsenin kendisini kurtaramayacağını bilirken, tek başına kalsa dahi kul olarak dimdik (SALA) durması gerektiğini anlıyor. Zira azgının, karşısına Allah’ı aldığını bilerek Allah ile başedemeyeceğini de bilmektedir. Bu durumun sonucu olarak ta azgının sürünmeye mahkum olacağını basireti ile de görür.

Böylece o kul kendi konumunu sağlamlaştırırken dışarıdan gelecek olan saldırılara karşı Rabbin kendisini koruduğunu bilerek güvenlik içinde kulluğunu daha bir  huşu içinde ifa edecektir.

 

Eğer  vazgeçmezse, onu sürükleriz, alnındaki perçeminden.

O azgının, bu azgınlığından vazgeçmesi için bir süre tanınmıştır.

O, azgınlığını kendi nefsi ile sınırlı tutmaz iken bunu nefsinin dışına da taşırmıştır.

O azgın, daha önce yumuşak bir uslupla, düşünmeye çağrılmıştı. Ya o kul doğru yolda ise ya takvayı emrediyorsa gibi ifadelerle onun düşünmesi ve bulunduğu halden  vazgeçmesi istenirken şimdi ki, ifadeler yine onu düşünmeye sevk edip vazgeçirmeye yönelik ama üslüp ve içerik onun anlayacağı şekli ile daha da serttir.

Burada üslüp bu şekilde olsa da yine aslında o azgına kendi konumunu hatırlatmaya yöneliktir. Zira o bu azgınlık içinde, azgın sel suları içinde, sürüklenmektedir. Fakat Rabb, ona kendisini attığı bu sel sularından kurtulmasını söylerken , eğer kurtulmazsa daha da acı bir şekilde sürükleneceğinden bahsetmektedir.

Ama bu seferki uyarı ile uyanmazsa  onun kendisini sürüklediğinden farklı olarak gittikçe daha ağırlaşan bir sürüklenme içinde olacaktır. Her tarafının yere sürtünüp, kanların akacağı, derilerinin soyulacağı, üstü başının kan ve kire bürüneceği bir sürüklenme içinde olacaktır.

Perçem ifadesi alından çıkan saç olarak düşünüldüğünde burada bir bağlantı kurulabilir. Bizce bu bağlantı onun eğilmeyen alnından kaynaklı amellerinin ve hedeflerinin heba olacağı anlamındadır.

Zira rivayet edildiği şekli ile Ebu Cehlin perçemini boyuyan ve tarayan olarak bunu iş kabul edip önemsemesi onun ön plana çıkan özelliğidir. O kendisini tanımlayan bir şekil olarak perçemine önem vermiştir. Böylece onun perçemi onun dikkat çekici(imaj) özelliğidir. Bu dikkat çekiciliği ile esasen o insanları kendine doğru çekip böylece ilgi odağı olacak ve bu kanaldan insanların kalblerine pisliği akıtacaktır. Bu hali ile o azgını azgın yapan ameli, onun önemsediği bu işi, Rabbin elleri ile kavrayıp avucunun içine aldığı, sürüklediği bir hale kanala dönmüştür. Buna göre o kimsenin yaptığı herşey o kişiyi süründüren bir kanal olacaktır. Yaptığı tüm herşey bu kanaldan  dönecektir. Yapmak istediklerinde başarılı olamayacaktır. Kanalındaki pislikler içinde(kanalizasyon) boğulacaktır.

 

Yalancı ve hatalı alnından.

 

Neden alnından. Çünkü onun alnı açık değildir. O alnı ile azgınlığının işaretini ortaya koymuştur. Kul nasıl ki kulluğunu boyun eğerek gösteriyorsa  o da alnı ile azgınlığını gösteriyor. Zira O,alnını Rabbe karşısında dik tutuyor da ona karşı dikleniyor.

Onun alnı onun azgınlığının işaretini taşır. Çünkü bu alın yalancı ve hatalıdır.

 

Yalancıdır:Zira kendisine konumu hatırlatıldığı halde o bu konumunu yalanlamıştır. Ona kul olması ,doğru yola girmesi, takvayı emretmesi söylendiği halde o bunları ya lisan dili ile reddetti ya da amel dili ile reddetti. Şu halde o bunları doğrulamadı. Ya da sadakat göstermedi. Çünkü sadakatin kanıtı, alnın onun önünde eğilmesidir.

Onun yalancı olduğu kasıtlı ve aleni olarak doğrudan olabildiği gibi, sinsince yalanlama şeklinde de olabilir.

Hatalıdır:Bu durumda da onun değerlendirmesi hatalıdır.Yani o hem direkt ve açık olarak bunu yapabileceği gibi diğer taraftan sanki bir bilgiye dayanıyormuşcasına da azgınlığı meşru, kulluğu ise gayri meşru gösterme sapkınlığına gidebilir.

Bu tür değerlendirmelerinin tümü hatalıdır.Zira bu tür bir değerlendirme hiçbir bilgiye dayanmaz.

Bilgiyi öğreten bunu böyle diyorsa bu böyledir. Şu halde kul olmama hatadır.

Bu hatanın  hiçbir dayanağı olmaz. Buna göre hangi şey söylenirse söylensin o söylenen baştan aşağı yalan ve hatalıdır. Her nekadar yaldızlı sözlerle bunu söyleyip fısıldasalarda, şiirlerle bunu terennüm etselerde, bilimsel(!) denilen kurum ve kuruluşlarla bu görüşlerini destekleyip insani(!) gibi görünen topluluk, dernek, kulüplerle yazı, makale, dergi, kitap yayınlayıp insanların büyük çoğunluğu bunun üzerinde birleşmiş gibi de gözükse, yalan ve hatadan başka bir şey değildir.

Çünkü o, yalancı ve hatalı perçemi(işi), boyun eğmeyen alnından kaynaklanmıştır.

Bu halde biz kulluğun insan varoldukça olması gereken bir konum olarak varolduğu ve varolması gerektiğini anlıyoruz. Zamanın, mekanın, ilişkilerin, ekonomik koşulların ya da şartların değişmesi ile kullukta bir değişiklik olmaz. Bunun düşünülmesi hata iken aslında düşünülmesi gereken ya da tartışılması gereken kul olup olmama değil,nasıl daha iyi bir kul olunacağıdır.

 

Hadi davet etsin, adamlarını.

Bizde davet edeceğiz.Zebanileri.

 

Onun söz ve eylemlerinin hepsinin  yalan ve hatalı olduğu ayyuka çıkıp yerlerde sürünecektir.(daha ilk ayetlerle Rabbe doğru meyleden kula bu savaşta galip geleceği müjdelenmektedir. Her  gelecek gün(istikbal) Rabbe meyleden kulun günleridir.)

O azgın, böyle azgınca kalıp saldırgan olması için birilerine güvenmektedir. Adamlarına, akrabalarına ya da danıştığı kişilere ki onlardan kendince destek alarak bu yorumlarda bulunmaktadır. Rabbe karşı kendisini bunlarla güçlü görmektedir. Oysa onu bir damla sudan yaratan her an ikramlarda bulunan Rabb değil mi?.

Hal bu iken nasıl oluyor da ona karşı dikleşiyor. Üstelik onun karşısında zayıf iken Allaha karşı alnını yukarıda tutmanın anlamı nedir?

Dayandığı her ne ise şimdi çağırsın.Onlar ona destek olacak mı.? Atasını,babasını; Mafyasını, çetesini, örgütünü; oğullarını, eşlerini; çağırsın. Kendisi ile güç bulduğunu söyleyip arkasına çocuklar gibi saklandıklarını çağırsın.

Allah onlara karşı kendisini ileri sürmüyor .Yani onları muhatap dahi almakta değildir. Zira onları dağıtıp hayat sahnesinden silecek olanlar vardır. Onlar azarak dilediklerini yapacaklarını mı zannediyorlar? Dünya yurdunun sahipsiz olup başıboş bırakıldığını  mı zannediyorlar. Onlar buralarda diledikleri gibi cirit atacaklarını mı zannediyorlar? Rabbin yaratıp meydanı kendilerine  bıraktığını mı zannediyorlar. Onun yaratıp terkettiğini mi düşünüyorlar.?

Hayır,Hayır..

Rabb kullarını yaratıp onları bırakmaz. Yerlerin ve göklerin fesada bürünmesine izin vermez. İnsan dışında olan canlılara karşı da rahmetli olmayı kendi üzerine yazan Rabb masum canlıların dahi bu fesada uğramasına izin vermez.Bu canlılar için fesada izin vermezken göz bebeği olan insanın da fesada bürünmesine izin vermez.

Oysa buranın da polisleri vardır ki onlar buranın güvenliği işini yaparlar. Bunların kim olduklarını bilmiyoruz. Fakat güvenliği tehdit edip kaos(fesad) çıkarmaya çalışan o azgınlara karşı duran o polisler bu azgınları dağıtıp hayat sahnesinden dışarıya atacak derecede yavuz ve şiddetlidirler.Onlar rabbin sadece tek bir emrini beklemekte olan polisleridir. Esrarengiz olan bu polisler onlara hiç beklemedikleri şekilde azgınlık yaptıkları yerden kuvvetli bir cop vurur da o azgınlar ne ile karşılaştıklarını bilemezler.

 

Hayır.İtaat etme.Secde et ve Yaklaş.

 

Bu hallere düşmek niye.

Bu hallere düşmeye, o kul “hayır” demeli. Rabb bu hale kullarının düşmesini asla istemez. Onlar için asıl olanın “hayır” demek olduğunu onlara açıkça söylemektedir.

Şimdi hitap o kula ama o kulun şahsında tüm insanlara.

o azgına itaat edilemez. Ona imrenilemez. Onun gibi olmak istenemez. Onun yolu sapkınlık yoludur. Onun işi hep azgınlıktır. Sorumsuzluktur, kendi başına buyruk olmaktır, hesap vermemektir.B u hali ile ona hiçbir zaman ve şartta itaat edilmemelidir.

O her ne kadar kendisine itaat ettirmek için çeşitli yöntemleri kullansa da bu yöntemlerden hiçbiri ona itaat için bir mazeret olamaz. Bu manadan olarak o azgın kişi Rabbe meyleden kulu her yönden sarmalamalaya çalışacaktır. Onun ticaret hayatına ,arkadaşlarına, ilişkilerine kadar ,özel yaşamına kadar girmeye çalışıp buralardan baskı kurmaya çalışacaktır. Onu açlık, korku ile de tehdit edip, baskı yaparak onu kıskıvrak yakalamaya çalışacaktır. Hatta Lut(a.s)’a dedikleri gibi seni alemlerden men etmedik mi şeklinde tümü ile toplumdan soyutlayabileceklerdir. Ama buna rağmen o kul ona itaat etmemelidir.

Diğer taraftan ona itaat etmek için kaleme gelir hiçbir izahatta yoktur. Ona itaatın gerekçesi olarak bireyin kendisinde ortaya çıkan mazeret olsun onların kara kalem çabaları olsun tümü ile yalan ve hatalıdır.

Şu halde ona itaat etmek aşağılanmak ve yakınlaşılması gerekenden uzaklaşmaktan başka bir şey değildir.

 

Rabbe meyleden kul olarak durmak ve o azgına itaat etmek sürekli nöbette, bağlantı halinde olmayı gerekir.

Ey iman edenler, sabredin, sabırda yarışın. Nöbet tutun ve Allah’tan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.Al-i imran 200

Bunun için kulun kendi konumunu hatırlatacak ve yerini sağlamlaştıracak olan bir ameli ifa etmesi gerekir.

Bu amel secdedir. Secde kulun yalnızca Rabbin önünde eğilmesidir. Rabbin önünde eğilmesi onun diğer bir eylemini de gerektirir ki bu da Rabbin dışında hiçkimsenin önünde boyun eğmemeyi gerektirir. Şu halde onları da kul seviyesinde görerek onların karşısında alnı dik tutmak gerekir.

Secde bu hali ile tüm azaların en üstünde bulunan, kontrol mekanizması olan başın, Rabbin önünde eğilmesi ise buna göre tüm azalardan neşet eden sözlü ve ameli eylemlerin de onun önünde boyun eğer halde olmasını gerektirir. Hem tüm azalar onun önünde boyun eğecek hem de onlardan çıkan söz ve eylemler…..Bu halde hayatın tümünde tüm zaman ve mekanda kul Rabbin önünde secde eder vaziyette olur.Bu durumda onun hayatında kulluktan sapmanın tüm yolları kapatılacağı gibi ,o azgına da itaatin kapıları kapanmış olur.

Ama Rabbe yönelen kul bulunduğu halde duracak değildir. O ilerlemelidir. Daha da yakınlaşmalıdır. Bu yakınlaşma ile o uzaklaşması gerekenden daha da uzaklaşır. Yakınlaşması gerekene daha da yakınlaşır. Şu halde Rabb kula  yakınlaşmayı emrederken onun gelişerek yakınlaşabileceğini emretmektedir.Yakın olmak, şahsiyetin gelişkin olması ile doğru orantılıdır.

Yakınlaşma için bireyin elinde bulunduğu imkanlar onun için bir vasıtadır.Buna göre o içinde bulunduğu o imkanları bu yakınlaşmaya vesile kılmalıdır.Anne babası ile, ticareti ile, eşi ve çocukları ile, okulu-ailesi ile,arkadaşları ile vel hasıl tüm zaman ve mekanını bu yakınlaşmaya vesile olarak ıslah etmelidir.

İmkan derken imkan yok deyip geçmekte bir mazeret olamaz. Zira bu imkanı oluşturmak gerekir. Şayet bu imkan mevcut şartlarda olmuyorsa birey mevcut şartlarını yakınlaşmaya vesile olan imkanlar olarak değiştirmelidir. Gerekirse mekansal olarak hicret, mesleki olarak hicret ,arkadaş çevresi olarak hicret gibi hicretlerde bulunmalıdır.

Bu yapılmaya değer işlerdendir ve bunu söyleyen senin terbiyecindir. O  terbiyeci  ki, bilginin sahibi, yaratan ve yönlendirendir. Şu hali ile onun sözüne itibar edilip, onun sözü tutulmalıdır.

Zira bir insan için  Rabbe yakınlaşmadan daha büyük ve değerli  hiçbir şey olamaz.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA