18 Aralik 2017 Pazartesi

Ailenizi Ateşten Koruyun...

04-06-2017 16:30 Güncelleme : 04-06-2017 16:30

Ailenizi Ateşten Koruyun...

Ailede iaşenin en önemli unsur olarak görülüp, ilişkilerin ya da sorumluluğun bunu temin ile ifa olunduğu inancına karşı biz senden rızık istemiyoruz sana da rızkı biz veriyoruz diyerek rızkın öncelikli bir unsur olmadığını da izhar ediyor. Şu halde öncelikli olan unsur ateşten korunmanın yolu salatı(eğitim ve dayanışma) iş olarak kabul ve onda devamlı olmadır.

AİLE

Aile dediğimiz isim eş çocuk veya bunların hepsini kapsamına alan bir isimdir. Şu halde biz bunlardan biri,  birkısmı ya da hepsi ile aile kavramını ifade etmiş olacağız.

Aile hangi toplum olur ise olsun o toplumun temeli olduğu gibi o toplumun devamı için biyolojik ve/veya eğitsel gelişimi için önem arzeder.  Aile olgusunu en genel anlamda  erkek,  dişi ve çocuklardan oluşan bir birliktelik olarak algılayabiliriz.  İnsan en genel anlamda bir ailenin çocuğudur.  Onun anne ve babası adem ile onun eşidir.

Daha sonra Nuh(a. s) ve onunla birlikte gemide taşınanlar insanların atasıdır.  Buradan hareketle insanlık ailesi geniş bir ailedir.  

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.  Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.  Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız,  O'ndan en çok korkanınızdır.  Şüphesiz Allah bilendir,  her şeyden haberdardır.  Hucurat 13

Erkek ve dişiden yaratılan insan,  diğer bir insana ihtiyaç duyar.  Çünkü bu ihtiyaç fıtri bir olgu olarak vardır.

Diğer taraftan eşi ondandır.  Bu hali ile o kendinden bir parça olan eşi ile huzur bulur.

Bunun içindir ki aile,  bireyin   azgın fırtınalar içinde gemi misali savrulacağı ortamda huzurlu  olan bir liman gibidir.

Rabbin ayetinde;

Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve rahmet var etmesi de O’nun delillerindendir.  Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.  Rum 21

Buyurulmaktadır.  Eşin huzur bulunan bir yer olması gerekir.  Huzur bulunan eşin  onun kendi türünden olması gerekir.  Bu halde insan için eş kendi türünden olarak insan olmak durumundadır.  Cin veya başka bir şey değil.

Huzur bulunması için onun kendi türünden olması gerektiği gibi bu türün erkek ve kadın olma niteliğinde olması gerekir.  Erkek ile erkek ya da kadın ile kadın bir eş olma niteliğinde olamaz.  Lut kavmi erkeğin erkeğe gittiği bir kavimdi.  onlar  Allah tarafından azaba düçar olarak soyları kesildi.

Eş kendi türünden ve tamamlayıcı diğer cinsten olması gerektiği gibi yüce Allah sevgi ve rahmeti de eşler arasına koymuştur.  Şu halde hem eşini yaratmış hem de onlar arasına sevgi ve rahmet koymuştur.

Şu halde Rabb onların birbirleri ile huzur bulmalarını dilemiştir.  Bu apaçık bir şekilde  Allah’ın ayetlerindendir.  O halde eşler,  aralarındaki bu huzurun kaynağının Allah olduğunu bilmeli ve ona şükretmelidirler.

Buna göre eşler arası ilişki,  sevgi ve rahmet tümü ile Allah ile ilişkilendirilmelidir.  Zira Allah,  sevgi ve rahmeti koyduğu gibi  eşler arasındaki hükümleri ile de bunu sürekli hale getirmek ister.  O halde eşler onun belirleyiciliği ve tayin ediciliği içinde birlikte olmalıdırlar.

İnsanın olduğu her yerde imtihan var ise aile de bir imtihan aracı olacaktır.

Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir fitnedir.  Büyük mükâfat ise Allah'ın yanındadır.  Tegabün 15

İnsan imtihan olunmak üzere geldiği bu dünya da imtihanın gereği olarak fitneye tabi tutulacaktır.   Fitne,  hâlisi ile sahtesini ayırmak için altını,  gümüşü potada posasından ayırmaya denir.

İnsanda böyle bir fitne potası içindedir.  İşte onun fitne   potasından  biri de eşleri ve çocuklarıdır.  Bu halde onları birer fitne unsuru olarak görme,  onları kötü değil ancak ihlasın var olup olmaması ya da var olan ihlasın artması için bir pota olarak algılamak gerekliliğini ortaya koyar.  Bu halde eş ve çocukların eşler açısından ifade ettiği mana onun varlık nedeninden ayrı değildir.  Onun varlık nedeni imtihan ise onlarda bunun için vardır.

Fitne olarak görülen eşler ve çocuklar Allah’ın yanında olandan uzaklaştırıcı bir unsur haline getirilmemelidir.  Bu halde eş ve çocuklar Allah’ın yanında olandan uzaklaştırıcı ya da ona engel olucu değil ihlası arttırıcı pota olarak Allah’ın yanında olanı arzu eder hale getirilmelidir.

Bunu yaparken onlardan düşmanlar olabilir.

Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır.  Onlardan sakının.  Ama affeder,  vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır,  çok merhamet edendir.  Tegabün 14

Eşler arasına ya da çocuklarına karşı sevgi ve rahmet koyan Allah iman edenlere eş ve çocuklarından düşman olanlar var ise de onlara karşı katılığı emretmekte değildir. Onlar her ne kadar düşman olsalar da onlara karşı ayrılığı onları katletmeyi de tavsiye ya da emretmekte değildir. Zira Rabbin iman edenlerden istediği kendi sıfatlarının tecellilerini onlara göstermesidir.

Sözkonusu sıfat affedip, vazgeçmek ve bağışlamaktır. Bu sıfatların zikri Onların yaptıklarını yüzlerine vurarak değil,  onların düşmanlıklarının üzerini örterek, tümü ile düşmanlıkları anlarında dahi onlara halis niyetler ile yaklaşmaktır.

Bunun için iman edenlerin hazırlıklı olmaları gerekir. Bu hazırlık eşlerin ve çocukların düşmanlıklarını sinesinde eritebilecek bir genişlik ve donanımı ifade ederken diğer taraftan onların bu düşmanlıklarının imanına zarar verebilecek bir şiddette olmasına rağmen de hazırlıklı olmayı gerektirir.   

Lut  (a. s) ile Nuh(a. s)ın eşlerinin inkarlarına rağmen boşamayıp Rabbin hükmüne kadar onlar ile bir arada olmaları bu manada anlamlıdır.

Böylece hem kendisinin bu fitne ile ihlası artacak hemde eş ve çocukları kendisine karşı bu düşmanlıktan vazgeçebileceklerdir.

Bunun içindir ki eşlerin seçim yaparken imani kriterleri göz önüne bulundurarak seçim yapmaları kendilerinin pişman olacak işleri yapmalarından önce alacakları tedbirler açısından önem kesb eder.

İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin.  Beğenseniz bile,  müşrik bir kadından,  imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir.  İman etmedikçe müşrik erkekleri de evlendirmeyin.  Beğenseniz bile,  müşrik bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir.  Onlar cehenneme çağırır.  Allah ise,  izni  ile cennete ve mağfirete çağırır.  Allah,  düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar.  Bakara 221

Evlenecek olan bireylerin ortak noktalarının iman olması gerekir.  iman eden bir cariye yada köle Allah’a ortak koşan hür bir erkek yada kadından  daha hayırlıdır.  Allah’a ortak koşanın parası, malı mülküde olsa böyledir. Esasen Rabbin, seçimde kriter olarak gösterdiği unsur imanın öncelikli olması iken imanı  çok daha kuvvetli olanın öncelikli tercih edilmesidir. Şu halde imanı çok olanın köle ve cariye olmaksızın tercihinin öncelik arzetmesi daha hayırlıdır.

Bu noktada ehli kitap kadınlarının teslis inancını kabul etmiş ya da İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu kabul edenleri de müşrik kategorisine dahildir ki onlar ile de evlenmek olmaz.

Andolsun ki «Allah,  kesinlikle Meryem oğlu Mesîh'tir» diyenler kâfir olmuşlardır.  Halbuki Mesîh «Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz.  Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur» demişti. .  Andolsun «Allah,  üçün üçüncüsüdür» diyenler de kâfir olmuşlardır.  Halbuki bir tek Allah'dan başka hiçbir tanrı yoktur.  Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse,  içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir. Maide 72-73

 Onlardan ancak müşrik inancına sahip olmayanlar ile evlenilebilir.

Allah’a ortak koşanların yaptıkları işlerin tümü ateşin yiyeceğidir. Onların işi kül olmuştur. Kendileri de zaten ateşe gireceklerdir. İman eden bireyin eş olarak bu nitelikte olan biri ile hayatını bir arada sürdürmesi halinde farklı yolların insanları olarak daha baştan bir ayrılık içinde olacaklardr. Bu hali ile aradaki bağın,  sevgi ve rahmetin olması mümkün olabilir mi. Oysa eşler birbirleri ile huzurlu bir liman olacak iken sürekli çatışmanın olduğu bir ortam sözkonusu olacaktır. Bu çatışmanın temeli ise çağrının yönündendir. Allah’a ortak koşan  eş  diğer eşi de kendisi ile birlikte ateşe çağıracaktır. Bu çağrı her türlü sinsiliği içinde barındırır.

Bu dikkate alınması gereken bir uyarıdır. Yüce Allah’ın uyarısı hayatı cehennem kılacak bir evliliğe karşı bireyi uyanık kılmaktır.

Bu minvalde ebu Lehep ve eşinden bahsedilmesi anlamlı olabilir. Yaptıkları ile tümü ile ateşe giren ebu lehep, girdiği bu ateşte eşi onun ateşini alevlendirecek odunları toplamaktadır. Onun eşinin işi yalnızca budur. Oysa eşi onu bundan çevirecek bir eylem içinde olarak onun dünyadaki küfür ateşine elinde kovalarla su taşıması gerekmez miydi? Fakat onun eşi küfür ateşini daha da alevlendirecek bir iş içine girmişti. Ona bu hususta destek oluyordu. Böylece aslında onun eşi onun gireceği ateşini alevlendiriyordu. Bu halde ebu lehep ve eşi insanlık var oldukça kaçınılması gereken bir karı-koca ilişkisini temsil ediyordu.

Allah bireyi bu durumdan kurtararak iman eden bir eş ile  hayatı cennet kılacak bir beraberliğe davet etmektedir.

De ki: “Eğer babalarınız,  oğullarınız,  kardeşleriniz,  eşleriniz,  aşiretiniz,  kazandığınız mallar,  kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan,  peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise,  artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah,  fasık topluluğu doğru yola erdirmez. ”.

Bu sevgi ve rahmetin hudutlarını tayin önem kesbeder. Esasen sorunların büyük bir kısmı da buradan kaynaklanır. Zira onlara karşı olan sevgi ve rahmet onları olduğundan daha büyük bir konumda görme körlüğüne bürür ki, bu durumda eş ve çocukları bilerek yada bilmeyerek ateşe davetiye çıkarır.

Bu durumda zaten sevgi ve rahmetten bahsedilemez. Zira hudutlar aşılmıştır. Hudutların aşılması Allahtan , Peygamberden  ve onun yolundan cihattan daha sevgili hale gelmesi ile olmuştur. Çünkü sevgi ve rahmet hudutlarını belirleyecek olan bu sevgi ise bu temel sevginin arka plana atılması sevgi ve rahmetin olmadığını gösterir.

Oysa ki Allah,  peygamber ve onun yolunda cihat daha sevimli olmalıdır. Düşünüldüğünde de olması gereken budur. Zira Allah,  eş ve çocukları yaratıp onlar arasına sevgiyi koyan odur . Peygamber ise yine Allah’ın onlara sevgi ve merhametinden başka bir şeyi getirmemiştir. Zira elçi "Ben buna karşı akrabalık sevgisi dışında sizden hiç bir ücret istemiyorum. " Şura 23. Diyendir.

Allah yolunda cihat ise Allah ve peygamber sevgisinden ayrı değildir.  Zira onların sevgisini içinde taşıyan bu sevgiyi hayatına da akıtacaktır. Bu akıntı,  o kişinin hayatında cihadı sulayacaktır.

Fakat söz konusu unsurları bu sevgiye rağmen bir alternatif olarak görüp cihattan alıkoyucu bir engel kılmak hayatı kısır kılar.

Böyle bir anlayış başlangıçta Allah peygamber ve onun yolunda cihadı bunlara rağmen ayrı bir unsur olarak görmek demektir. Oysa Allah sevgisi şumulludur. Diğer bir deyişle Allah, peygamber ve cihat sevgisi oğula ve eşe olan sevgi ve rahmeti yasaklamaz. Yalnızca bunlara karşı beslenecek olan sevgi ve rahmetin  meşru hududlarını belirler. İşte bu hudud Allahtan,  peygamberinden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli olmamalıdır.

Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü istiyor iseniz,  gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de,  sizi güzellikle salıvereyim.  Ve eğer Allah'ı,  Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyor iseniz,  bilin ki,  Allah,  içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.  Ahzab 28-29

Muttakilere gelince; muhakkak onlar,  güvenli bir makamdadırlar.  Cennetlerde ve pınarlarda Hafif ipekten işlenmiş atlastan giyinirler,  karşılıklı otururlar.  İşte böyle; ve biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.  Duhan 51-54

Şayet iman etmiş bir eş yok ise buna rağmen müşriklerle evlenme durumu olamaz. Zira takva sahipleri evlendirilmişlerdir. Onların eşleri cennette hurilerdir. Takva sahipleri bu en güzel evlilik akdinin takva olduğunu bilirler. Şu halde onların evlilik akdi takva üzeredir. Eğer ki bu takva ortadan kalkarsa bu durumda hurilerle olan takva akdide ortadan kalkmış ve ayrılık ortaya çıkmış demektir.

Esasen bu ayet ile ideal bir evliliğin takva üzere olması gerektiğini ifade edilmektedir. Bu şekilde bir evlilik eşlerin evlerini cennetlere dönüştürecektir. Öyle ise eşler takvayı emreden ve arttıran olarak Allah’ın,  peygamberin ve onun yolunda cihadın en sevimli olduğu bir bağ ile birbirlerine bağlanmalıdırlar.  Bu halde o aile sorumlu bir aile olmuştur. Bu sorumluluk ise Allah’a karşı bir sorumluluktur.

Derler ki: “Şüphesiz daha önce biz,  ailemiz içinde yaşarken korkardık. ”

Muttakîler hariç olmak üzere,  o gün,  dostların kimi kimine düşmandır.  “Ey kullarım,  bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız. ” “Ki onlar,  benim ayetlerime iman edenler ve Müslüman olanlardır. ” “Siz ve eşleriniz neşe içerisinde cennete girin. ” “Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; ve orada nefislerin arzu ettiği gözlerin lezzet aldığı şeyler de vardır.  Ve sizler orada daimi kalıcılarsınız. ” “Ve işte yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur. ”zuhruf 67-72

Aile hayatı yalnızca bu dünya ile sınırlı değildir. Eş ve çocuklar ile olan ilişkinin ahiret hayatında da devamı vardır. İnkar edenler olsun , iman edenler olsun hesap gününde aileleri ile karşılacaklardır. Zira bu hesap Aile bireylerinin sorumluluğunun da sorulduğu bir hesap günüdür.

Allah’a peygambere ve Allah yolunda cihada mani olan bir ilişki içinde olan bireyler bu durumlarını idrak edip o gün hemen ailesini verip kurtulacağını zanneder. Onun ailesini fidye olarak vermesi bu hale düşmesinin nedeni olarak ailesini görmesindendir. Ama ailesini bu ilişki içinde değerlendiren kendisi olduğundan bunun sorumlusu da kendisidir. Böylece ondan vererek kurtulacağını zannettiği ailesi de kabul edilecek değildir.  Ailesi de onu kurtarmak için aracılık edemez.

Allah,  meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri,  eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın,  onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın.  Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. Saffat 22

 Birbirlerine gösterilirler.  Günahkâr kimse ister ki,  o günün azabından kurtulmak için oğullarını,  karısını,  kardeşini,  kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de,  kendisini kurtarsın. Mearic 11

Ve her kimin kitabı arkasından verilirse.  İşte o zaman ölümü çağırır.  Ve alevli ateşe atılır.  Çünkü o ailesi içinde,  sevinçli idi.  O bir daha dönmeyeceğini sandı.  İnşikak 10-14

Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş,  göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün.  İnananlar da,  “İşte asıl ziyana uğrayanlar,  kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler.  İyi bilin ki zâlimler,  sürekli bir azap içindedirler. Şura 45

O kimse ailesine karşı sorumluluğunu da ifa etmemiş ya da onları daha sevimli gördüğünden kendisini yakmıştır. Oysa o oğulları ile övünmekte değil mi idi. Ailesi içinde kendisini zengin ve güvende hissedip hesapsızca amelde bulunan değil mi idi?

Şimdi o yalnızca kendisini değil peşinden sürüklediği ya da sürüklendiği ailesini de ziyana sokmuştur.

Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi,  yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.  O ateşin başında gayet katı,  çetin,  Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır . Tahrim 6

İman edenler Allah’ın kendilerine emredileni yerine getirmede gayet katıdırlar. Onlar imanlarının gereği olarak emri ifade gevşeklik göstermezler. Onlar sahip oldukları tüm melekeleri ile bu emri ifa için seferber ederler.

Bu emirden olarak kendilerini ve ailelerini de ateşten korumak ile emrolunmuşlardır. Bu onlar için diğer emirler gibi üzerinde durulması gereken gevşekliğe mahal bırakılmaması gereken tüm melekeleri ile ifa etmeye çalışmaları gereken bir emirdir. .

Bu bağlamda onlar ateşin yiyeceği haline kendilerini ve ailelerini dönüştürmemelidirler. O ateş ki taşları dahi yakıp onunla alevlenen dehşet verici iken onun bu niteliği iman edenleri ve ailelerini korumada ne kadar hassas ve katı davranmaları gerektiğini ortaya koyar.

Bu sorumluluk kişiseldir. ama bu sorumluluk diğerine görevini hatırlatmasını da ihtiva eder.  Eşlerden biri diğerini ne kurtarabilir ne de şefaat eder.

Nûh,  Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir.  Senin va’din elbette gerçektir.  Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin. ” Allah,  “Ey Nûh! O,  asla senin âilenden değildir.  Onun yaptığı,  iyi olmayan bir iştir.  O hâlde,  hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme.  Ben,  sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi. Hud 45-46

Allah,  inkâr edenlere,  Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi.  Bu ikisi,  kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı.  Derken onlara hainlik ettiler de kocaları,  Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı.  Onlara,  “Haydi,  ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi.

Durumları apaçık belli olduğu halde peygamberin eşi ya da çocukları da olsa o kimselere peygamber yardım edemez.  Eş ve çocukların yaptığı iş apaçık belli olduğu halde onlar ile bağlar artık kalmamıştır. Bu hali ile ne eş onun eşi ne oğul onun oğlu ne de baba onun babasıdır. Çünkü onların küfrü imana tercih ettikleri yaptıkları o kötü işler ile ortaya çıkmıştır.  

Zira aile içinde de olunsa her bir birey tek olarak yaratılmış olarak tek başına sorumludur. O kendi yaptığından sorulacaktır. Bu hali ile eşin ya da çocukların yaptığı ile cennete girecek ya da onların kendisine şefaat edeceğini zannetmek bir aldanmadır. .

Yüce Allah ayetinde şöyle buyurur:

Onlar,  Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır.  Ve onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten,  Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.  Ve onlar,  Rablerinin rızasını isteyerek sabreden,  salatı ikame eden,  kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir.  İşte onlar var ya,  dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.  Adn cennetleridir; oraya babalarından,  eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla beraber girecekler,  melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır.  (Melekler:) Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Yurdunun sonu (cennet olan) ne güzeldir! (derler). Ra’d 20-24

Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar,  Rablerini hamd ile tesbih ederler,  O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır.  Tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla,  onları cehennem azabından koru.  Rabbimiz! Onları da,  onların atalarından,  zevcelerinden, nesillerinden salih olanları da kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy.  Şüphesiz sen,  Azîz,  Hakîm olan sensin. Mümin 8-9

Ayetlerde dikkat edilirse onların babaları eşleri ve çocuklarını değil , Salih olanlarından bahsetmektedir. Önceki ayetlerde  Salih olmanın ne olduğu izah edilmiştir.

Buna göre En büyük söz Rabbe insanoğlunun belinden zürriyeti alındığı zaman her birinin tek olarak kendisinin terbiye edicisi olarak Rabbi kabul edip ıslah olmasıdır. Bunun gereği olarak Rabbin emrini gözetmesi Ona karşı sorumlu olup ondan sakınması  ve hesaba çekileceğini bilerek hesaplı hareket etmesidir. Bunu ifa eden birey kendisini ıslah ettiği gibi eşini ve çocuklarını da ıslah edici olacaktır. Bu durumda ıslah,   takva temelli olarak aileyi durağan değil daha iyiye doğru geliştiren bir dinamik olmaktadır.

Onlar,  “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir. Furkan 74.

Bireyin istemesi gereken yalnızca gözlerini onlara dikip onların kendisini alıkoyduğu,  eş ve çocukları değildir ya da dünyevi bir makam ve mevki elde edip yüksek gelir sahibi olan eş ve çocuklarda değildir. Böyle eş ve çocuklar gözü için bir nur değil, gözüne perde olmuş olur.  

 İstenen eş ve çocuklar, bireyin gözüne nur katan, onun kalbini ferahlatan, huzur bulduğu eşler ve çocuklarıdır. Onu muttakilere nur saçacak bir önder konumuna getirmede takviye edecek eşler ve çocuklardır. İşte aile sıcaklığı budur. Bu ev Allah katında seçilmiş bir evdir.

Allah,  göklerin ve yerin nûrudur.  O'nun nûrunun temsili,  içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir.  O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki,  doğuya da,  batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan,  yani zeytin (yağın)den tutuşturulur.  Onun yağı,  neredeyse,  kendisine ateş değmese dahi ışık verir.  (Bu, ) nûr üstüne nûrdur.  Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir.  Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.  

(Bu nur) birtakım evlerdedir ki,  Allah,  yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir.  Orada sabah ve akşam O'nu anarlar. Nur 35-36

Bu nokta da takvanın bir unsuru olarak salat önem kesbeder.

Ailene salatı emret ve kendin de ona devam et.  Senden rızık istemiyoruz.  Sana da biz rızık veriyoruz.  Güzel sonuç,  Allah’a karşı gelmekten sakınanındır. Ta-ha 132

Ve kitap’ta İsmail’i de an.  Çünkü o doğru sözlü bir Resul ve bir nebi idi.  Ailesine salatı ve zekâtı 

emrederdi.  Rabb’inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.  Meryem 55

 

Yüce Allah önemsenmesi gereken unsurun ne olduğunu şu halde açıklamaktadır.  Ailede iaşenin en önemli unsur olarak görülüp, ilişkilerin ya da sorumluluğun bunu temin ile ifa olunduğu inancına karşı  biz senden rızık istemiyoruz sana da rızkı biz veriyoruz diyerek rızkın öncelikli bir unsur olmadığını da izhar ediyor. Şu halde öncelikli olan unsur ateşten korunmanın yolu  salatı(eğitim ve dayanışma) iş olarak kabul ve onda devamlı olmadır.

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA