18 Ocak 2018 Perşembe

Kurandaki Tesbih kavramıyla ilgili kısa bir Yorum

03-06-2017 01:37 Güncelleme : 03-06-2017 01:45

Kurandaki Tesbih kavramıyla ilgili kısa bir Yorum

Tesbih,Subhanın belirlediği hudut(yörünge) içinde meşgul(yüzmek) olmaktır. Tesbih’in yörüngesini bu şekilde belirler isek bu yörünge içindeki durak yerleri Subhan tarafından belirlenmiştir. Subhanın hudut koyucu olması onun yaratıcı olmasındandır. Onun yaratıcılığı hudutları belirleme hakkını ona verir. Çünkü o insanın mülkiyetinin sahibidir. Bu durumda insanın kendisine bağlı olup hudutlarını gözetmesi gereken yegane mercii de o olmaktadır.Bu manada insan yaratılmamış gibi kendi başına buyruk ya da Allahı aciz bırakacakmış gibi davranamaz.

Sebehe kelimesi, havada ve suda hızlı gitmek, Çalışmaya hızlıca konulmak,meşguliyet  anlamlarına gelir.

Kuranda ise bir çok manalarda kullanılmış iken şu an söz konusu kavram insanların zihninde olduğundan çok dar ve işlevsiz hale getirilerek büyük tahrifatlara uğramıştır.

Ele alınan 33’lük ya da 99’ luk taşların sayısınca dil ile belirli zaman ya da boş zamanlarda telaffuz veya terennüm edilen bir hale getirildiği gibi varlığın ve hayatın içinde üzeri de örtülmüştür.

Oysa tesbih, Sübhan olan Büyük Allah ile ilişkili olması itibari ile  büyük bir uğraştır.

Sübhan Allahtır.

Sübhanlık esasen ondan başka hiçkimse de sözkonusu olamaz. Zaten değildir de.

Çünkü sübhanın bir takım nitelikleri taşıyan olması zorunludur ki bu da onu diğer canlı ve cansız varlıklardan ayırır.

Böylece subhanın ayrı ,önemli ve yüce bir konumunun olduğu serahat kazanmış olur.

Subhan, eşsiz ve tektir. Onun anne-babası olmadığı gibi, eşi ve erkek ya da kız çocukları da yoktur.Birileri ile hısım ve akrabalığı da sözkonusu değildir. O yemez,içmez, uyumaz, uyuklamaz, unutmaz, görmede, duymada, bilmede acizliği ya da eksikliği söz konusu değildir.

Fakat Hristiyanlar ona eş ve çocuklar atfederken, birileri de melekleri onun kızları olarak nitelemiş,cinleri de onunla akrabalık bağları kurarak onu adeta yarattıkları gibi görmeye ya da göstermeye çalışmışlardır.

Sadece bu da değil onunla yarattıkları arasında onun mülkiyet, hüküm, rububiyet, işleri düzenleme, velilik, yardım ,rızık, konularında da birilerini onunla ilişkilendirirken bu sefer onları bunlar ile onun konumuna çıkararak subhanlığı paylaştırmaya çalışmışlardır.

Oysa kırmızı çizgi şafak gibi nettir.

O yaratıcı, Ondan başka hepsi onun kendi elleri ile yarattığıdır.

Subhan olan Allah melik olarak herşeyin maliki ve mülkiyetine buradan da tasarrufuna meşru ve icbari olarak sahip olandır.

Kutsal ve dokunulmaz olan, görülemeyen ve erişilmez olan olarak en değerli ve en başat olandır.

Esenlik verendir.Selamete çıkaran,huzur ve güvenin,mutluluğun yaratıcısıdır.

Herşeyin üzerinde aziz ve şerefli olandır, büyük ve yüce olandır.

Aracı ya da aracılar kullanmaz. O herşeyi ile yetendir.

Göklerde ve yerde olanlar ile bu ikisi arasında olanların tümü ancak ve ancak onu tesbih eder.

Güneş ay ve yıldızlar ile denizlerde olanlar, Uçuşan kanatlılardan, bitkiler ve hayvanlar, rüzgarlar, gök gürlemesine kadar tüm melekeler herşey ancak ve ancak onu tesbih eder.

Onun tesbih edenler olarak onlar onun belirlediği yörünge de tayin ettiği yol üzerinde akıp gitmektedirler. Hiçbiri bu eksenden dışarı çıkamaz, hiçbiri birbirlerinin sınırlarına giremez. Böylece  onların subhana bağlılığı, sadakati ortaya çıkmaktadır.

İnsan dışındaki varlıkların bu şekilde bir sadakatleri ve bağlılığı onlar için belirlenen bir hududun olduğunu ortaya koyarken,

İnsanın tesbihinin de kendi cinsinden olması gerektiğini ortaya koyar.

Buna göre bu tesbihat belirlenen yörünge içinde yüzmek ve meşgale manalarından mülhem olarak

Subhanın belirlediği hudut(yörünge) içinde meşgul(yüzmek) olmaktır. Tesbih’in yörüngesini bu şekilde belirler isek bu yörünge içindeki durak yerleri Subhan tarafından belirlenmiştir.

Subhanın hudut koyucu olması onun yaratıcı olmasındandır. Onun yaratıcılığı hudutları belirleme hakkını ona verir. Çünkü o insanın mülkiyetinin sahibidir. Bu durumda insanın kendisine bağlı olup hudutlarını gözetmesi gereken yegane mercii de o olmaktadır.

Bu manada insan yaratılmamış gibi kendi başına buyruk ya da Allahı aciz bırakacakmış gibi davranamaz.

Bahçe sahiplerinin tavrı olan şirk koşmaya karşı onların bu işlerinden dolayı tesbih ederiz ve sana rağbet edenleriz demesi teşbihin şirkten dönüş ama tevhide yöneliş olduğunu ifade eder.

Diğer taraftan yunus elçi için ‘Hani kızarak gitmişti de ona asla güç yetiremeyeceğimizi/ölçüyü kendisineuygulamayacağımızı sanmıştı. Sonra, karanlıkların bağrında şöyle yakardı: "Senden başka ilah yok, tespih ederim seni. Kuşkusuz, ben zalimlerden oldum."

Demesi de şirkten dönüş tevhid hudutlarına giriştir.

Tevhid hudutlarına girme  ise velayeti tümü ile subhana vermekle olur. Subhanın veli kılınması demek tümü ile Allah’ı işleri yürüten olarak kabul edip ona tevekkül etmek, onu nefisten ve tüm insanlar ile varlığın hepsinden aziz görmektir. Bu azizlik onu hakim görmek olarak makes bulur.

Onu hakim görmek ise hayata hükmeden olarak dizginleri tümü ile ona vermek (Hikmet gem vurmaktır)manasına gelir.

Bu manada Subhanı tesbih onun gibi kimseyi önemsememek, sevmemek, onun hudutlarını gözetmek ve bağlılık içinde hayatın ve tarzın tüm dizginlerini ona vermek manasına gelir.

Böylece tesbih bir ritüel ve dar bir zamandan hayat tarzı haline gelen tüm zaman ve mekanlarda ifası zorunlu bir adama olmaktadır.

Bu tür bir adanma insanın sınırlarını bilmesi esasına dayanıyorsa o halde insanın yaratıcına, çevresindekileri ve kendine karşı hudutlarını bilerek bunlar içinde meşgalelerini belirlemesini gerektirir.

Şu halde biz bu tesbihin neresindeyiz?

Mustafa Sezgin

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA