18 Aralik 2017 Pazartesi

Katolik-Ortodoks Ayrılığı

24-05-2017 10:06 Güncelleme : 24-05-2017 10:07

Katolik-Ortodoks Ayrılığı

Dünyanın en büyük iki Hıristiyan mezhebinin 1054 yılında birbirlerini karşılıklı aforoz ederek ayrıldıklarını biliyoruz. Peki bu ayrılığın arka planında gerçekten sadece dini sebepler mi vardı? İki kilisenin siyasete yaklaşımının bu ayrılığa bir etkisi oldu mu?

 

Bizans’ın Hıristiyan bir devlet olarak yükselişi

4. yüzyıldan itibaren Hıristiyan dünyasının beş önemli patriklik merkezi vardı. Bu merkezler batıda Roma’da, doğuda ise Antakya’da, İskenderiye’de, Kudüs’te ve İstanbul’da bulunuyordu. Roma’daki merkezin dili Latince, diğer merkezlerin dili ise ağırlıklı olarak Grekçe idi. Yeni ve güçlü bir Hıristiyan imparatorluğu yaratma arzusu ile Roma devlet geleneğinin Antik Yunan kültürü ve doğu Hıristiyan gelenekleri ile yeniden yorumlanmasının etkisiyle Bizans kuruluşundan itibaren Roma’dan farklı bir şekilde, bir Hıristiyan devlet olarak büyümeye başladı.

Bizans’ın kuruluşundan hemen ardından, batıda Roma imparatorluğu toprakları Cermen kabileler tarafından istila edildi ve bu istilalar sonucu Avrupa’da karanlık çağlar denilen döneme girildi. Batıdaki bu ekonomik ve siyasi karmaşa ortamı, coğrafi uzaklık ve dil farkı sonucu doğunun batıdan yabancılaşma süreci başlamış oldu.

 

Doğuda kurulan kiliselerin olgunlaşması

Batı karanlık çağlar denilen kaos ortamı içindeyken halkın eğitim seviyesi giderek düştü ve Roma’ya bağlı din adamları sınıfı en önemli eğitim otoritesi haline geldi. Hem din hem de bilim Roma’daki kilisenin doğrudan kontrolü altına girdi. Doğuda ise durum farklıydı. Genel eğitimin ve okul sayısının fazlalığı toplumun entelektüel seviyesini artırdı. Din adamı sınıfından olmayan teologlar giderek arttı ve dini gelenekte etkin rol oynamaya başladı. Ayrıca batıda yeni insanlar Hıristiyanlaştırıldıkça, Latince dini iletişim dili ve kilise dili olarak zaruri tutuldu ve dini liderlik için Roma’ya başvuruldu. Batıdan farklı olarak, doğuda yapılan misyonerlik faaliyetlerinde İncil’in farklı dillerde yorumlanılmasına izin verildi. Doğuda yeni kiliseler kurulup olgunlaştıkça, her biri ana kiliseden yönetimsel olarak bağımsız hale geldi. Özellikle İstanbul patrikliğine bağlı kiliseler Balkanlar’da etkinliğini arttırıp Roma’nın etkisi altında olan topraklarda güçlenmeye başlayınca siyasi mücadele daha da derinleşti.

 

Filioque isimli inanç tartışması

Doğu ve batı arasındaki tartışmanın esas kopma noktası ise filioque isimli teolojik tartışma oldu. Filioque Latince ‘ve oğul’ anlamına gelir. Bu tartışma Kutsal Ruh’un sadece Baba’dan mı yoksa hem Baba hem de Oğul’dan mı çıktığı sorusuna cevap arayan bir tartışmadır. Roma’daki kilise “ve oğuldan” ifadesinin, İznik Konsili amentüsüne (MS 325) eklendiğini ve Kutsal Ruh’un Baba “ve oğuldan” çıktığını kabul eder. Amentünün Latincesi şu şekildedir:

Et in Spiritum Sanctum, Dominum, et vivificantem: qui ex Patre Filioque procedit

(Ve Kutsal Ruh içinde, Efendi ve hayat veren, Baba’dan ve Oğul’dan ilerlemiştir)

Ancak doğudaki kiliseler, İznik Amentüsü’nün İstanbul Konsili’nde (MS 360) kullanılan Grekçe versiyonunda bu ifadenin yer almadığını belirtir. Kutsal Ruh’un sadece Baba’dan çıktığını kabul eder ve filioque kelimesinin varlığını reddeder. Baba, Oğul’a gerek duymadan Kutsal Ruh’un çıkması için yeterlidir. Onlar amentünün şu Grekçe biçimini kullanır:

Καὶ εἰς τὸ Πνεῦμα τὸ Ἅγιον, τὸ κύριον, τὸ ζῳοποιόν, τὸ ἐκ τοῦ Πατρὸς ἐκπορευόμενον

(Ve Kutsal Ruh içinde, Efendi ve hayat veren, Baba’dan ilerlemiştir).

1054 yılındaki karşılıklı aforozlaşma

İstanbul kilisesi ve onunla aynı düşünceye sahip diğer doğu kiliselerinin artan etkisi Roma’yı harekete geçirir ve 1054 yılında Papa 9. Leo İstanbul patriği Michael Cærularius’a bir mektup gönderir. Papa bu mektubunda Donatio Constantini isimli bir belgeden bahseder. Bu belgeye göre İmparator Konstantin hayattayken Roma İmparatorluğu’nun batısı üzerindeki dini otoriteyi Roma’daki kiliseye devrettiğini bildirmiştir. Ancak İstanbul patriği bu belgenin gerçekliğini kabul etmez ve Papa’nın üstünlüğünü kabul etmez. Bu tartışmanın ardından Papa İstanbul patriğini, patrik ise Papa’yı aforoz eder. İstanbul patrikliği ile aynı düşünceye sahip diğer doğu kiliseleri de bu süreçte İstanbul patriğinin arkasında durur.

Latinlerin İstanbul’u işgali

Tartışmalar din adamları arasında şiddetle devam etse bile, 1204 yılındaki 4. Haçlı Seferi’ne kadar halkı pek etkilemez. Ancak bu Haçlı Seferi ile Latinler İstanbul’da Ayasofya, imparatorluk kütüphanesi ve diğer pek çok Ortodoks kutsal merkezini yağmalar, patrikliğin başına bir Latin getirilir, halk Katolik olmaya zorlanır ve kutsal eşyalar Roma’ya kaçırılır. İstanbul’da bir Latin imparatorluğu ilan edilir. Ancak 1261 yılında bu Latin imparatorluğu Bizans imparatoru 8. Michael Palaiologos tarafından yıkılır. Palaiologos Hanedanlığı İstanbul’un Türkler tarafından alınmasına kadar Bizans’a hakim olur.

Kaynak: Dinlerarası.info

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA