24 Eylul 2018 Pazartesi

Buzağı Sevgisi

20-05-2017 20:47 Güncelleme : 03-06-2017 01:43

Buzağı Sevgisi

Daha önceki toplumların ya da batı toplumlarının insanı, varlığı ve Allah’ı tanımlamaya yönelik sözleri ile dine ve hayatımıza tanımlamalar ve çerçeveler çizip bu çerçeveler içinde hapsolunuyoruz. Hep kendimizce toplulukların nefsi isteklerimize uygun gelen yönlerini halis din anlayışı ile kritize etmeden kabul edip, ortaya yalnızca böğürmesi olan ama fayda ve zarar vermemekle insanın kendisine zarar verme vesilesi olduğu yeni buzağılar yeni ilahlar yapıyoruz.

 

İsrailoğullarının hayatlarında nehyeden akıl sahipleri için sayısız  beraatler vardır.

İsrailoğullarına Yüce Allah bir çok nimet ve lutufta bulunmuştur. Onlara azabın en kötüsünü yapan erkek çocuklarını öldürüp kız çocuklarını sağ bırakan, Firavn’ın zulmunden kurtarmış,   denizden kuru bir yol üzerinden geçirmiş ve çölde kudret helvası ve bıldırcın eti verirken taşlardan da sular akıtmıştır.

Ama buna rağmen akletmeyen, sürekli bir hırs ve açlık içinde olanlar nankörlük etmişlerdir.

Onlar defalarca bağışlanmasına rağmen bu işlerinden dönmemiş, Allah’ın ayetlerini değiştirmiş, kendi elleri ile yazdıklarına bu Allah’tandır demiş, Haksız kazanç ve sömürü için dini sonuna kadar kullanmışlardır. Kendilerine elçiler geldiğinde ise onların getirdiklerinden arzularına uymayanları reddetmiş, hatta elçileri memleketlerinden sürmüş ve şehit edecek kadar da ileri gitmişlerdir.

Aslında bu haller şimdi son elçiye iman ettiğini söyleyen insanlarda da var. Zaten israiloğullarının bireysel ve toplumsal psikolojileri sadece bir anı ya da bir hikaye için değil ibret olması için kıssa edilmektedir.

Şimdi de aynı şekilde kitabın hükümlerini kendi yaptıklarına mesnet olması için çarpıtıp, kelimeleri eğip bükenler yok mudur? Yine elçiler, bedeni olarak olmasa da müslümanım diyenler onları kendi dünyalarında kovmuş, adeta bir ölü muamelesi yapmış değiller midir? Ona tabii olmayan, onu yüzeysel ve belli gece ve akşamlarında bir takım bağırtı ve aşırı yüceltmelerle anan insanlarında dünyalarında onun yeri yoktur.

Burada biz bunlardan sadece bir kısmını alarak onların düştüğü çukura düşmemek için bir dizi tedbirler geliştirmek için çaba sarfedeceğiz.( İnşALLAH).

Musa a.s, Allah ile görüşmeye gittiğinde İsrailoğulları bir fitne ateşine tabi tutulmuşlardı. Fakat onlar bu ateşi kendi olgunlukları için pişiren bir ateş değil, yanıp kararmaları için olan bir ateş olarak algıladılar.

Bu, fitne onların kararlı olamadıklarını gösterdi. Zira etkileşime girdikleri kavimden hemen etkilenip, adeta bir kıskançlık ve akılları üzerine örtü çekerek nefsin onlar gibi olma isteğine tabi oldular. Bu durumda onlar din üzere ayakları sabit olan ve kendilerine verilen bu büyük nimetin idrakine varamayan dünyaya bel bağlamış zavallılar olmaktadırlar.

İşte Rabb onları denizden geçirir geçirmez bir kavme rastladıklarında söyledikleri şu söz bir insanın düşeceği en aşağı seviyeyi gösterir.

İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. Araf 138

Ya da bir topluluğun süsleri onlara yükletilmişti. Bunlar değerli eşyalar, göz alıcı renk ve parlaklıkta olan madenler,taşlar v.s idi.

Musa aralarından bir süreliğine ayrıldığında hemen o kavmin elinde bulundurdukları alımlı ve cazib gibi görünenlerini sütüne su karıştırılmış olan samiri ile beraber atarak bir buzağı heykeli yapmış ve onu kendilerinin ve Musanın ilahı olarak nitelemişlerdir.

Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı." Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: "Bu, hem sizin hem de Mûsa'nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu." Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı? Ta-ha 87-89

Bu büyük bir ibrettir ve şu an içinde bulunduğumuz insanların durumlarına da ışık tutmakta ve onları tanımlayarak kendilerine şahit tutmaktadır.

Kendilerine müslümanım diyen bir çok insan kendi hayatında kendi elleri ile bazı insanları, işleri, uğraşları yücelterek kendi elleri ile onları ilah konumuna çıkarmakta değiller midirler?  İsrailoğullarının bize de onların ki bir ilah yap demeyi bu insanlar demeden kendi elleri ile yapmakta değiller midir? Aşırı sevgi besledikleri, üzerinde titreyip, kimlik kazandıklarını söyledikleri ve kendileri için mahvolurum, perişan olurum diyerek ilah gibi gördükleri o şeyler ne kadar da çoktur. Kabe de 360 tane put var denilirken şimdi müslümanım diyenlerin hayatlarında edindikleri ilahlar sayılsa bundan az çıkmaz.

Başkası gibi olma onların süslerini kendimize yakıştırma ciddi bir hastalığımız. Bir yandan onlara özenti duyarken bir yandan da dini ifa etmenin gereğini üzerimizde hissediyoruz. Ama ortaya bir çatışma çıktığında ikisini karıştırıp halis  dinden uzak, bulanık ve sapkın bir din anlayışı ortaya çıkarıyoruz.

Bunun en belirgin göstergeleri kendilerine müslümanım diyen erkek ve kadınların dünyaya olan aşırı tutkularında görmekteyiz. Yılda bir defa zekat veya bazı zamanlar yediren bu insanlar lüks ve aşırı tüketim çılgınlığında, riyakarlık içinde pahalı evlerde oturmakta, dünyaya olan meyillerle sürekl, araba değiştirmekte, bulundukları makamın ya da kendilerine verilen nimetlerin kendilerini değerli kıldığını zannederek biriktirmekte ve bunları elde etme ya da muhafazada kimi zaman hak ve hukuk hudutlarını dahi tanımamaktadırlar.

Kadınlara, oğullara(adamlar, hizmetçiler, çalıştırılan çok sayıda işçiler,akraba ve aşiretler) altın ve gümüşten oluşturulmuş yığınlara(para,kredi kartları,banka mevduatları,kullanılabilir kredilere) salma atlara(binekler, otomobiller), davarlara ve ekinlere tutkunlukların sevgisi, insanlar için süslenip püslenmiştir. Tüm bunlar geçici-iğreti hayatın nimetidir. Allah'a gelince, varılacak yerin en güzeli onun yanındadır. Al-i İmran 14

Yine bayanların hem dini vecibelerini yerine getirme hem de dünyanın süsüne olan tamahkarlıklarından giyimlerini kapalı ama vucuda yapışan ve çok pahalı kumaş parçalarından edindiğini görmekteyiz.Bir moda putu ihdas edilmektedir.  Fakat bunlar indirilen takva elbiselerini çıkarmışlardır.

Ey Adem oğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (varettik). Takva elbisesi ise,  daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp düşünürler. Araf 26

Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır. En’am 70

Düşünsel anlamda şeytanların kimi felsefecilere vesvese verdiklerini düşünmeksizin almakta bu vesveseler ile kitabı anlamaya , hayatı yaşamaya çalışmakta ve buna da dini değerleri yaşama adı vermekteyiz.

Daha önceki toplumların ya da batı toplumlarının insanı, varlığı ve Allah’ı tanımlamaya yönelik sözleri ile dine ve hayatımıza tanımlamalar ve çerçeveler  çizip bu çerçeveler içinde hapsolunuyoruz. Hep kendimizce toplulukların nefsi isteklerimize uygun gelen yönlerini halis din anlayışı ile kritize etmeden kabul edip, ortaya yalnızca böğürmesi olan ama fayda ve zarar vermemekle insanın kendisine zarar verme vesilesi olduğu yeni buzağılar yeni ilahlar yapıyoruz.

Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. Bakara 85

Oysa hanif ve temiz olan İbrahim a.s buzağıyı kesip kızartmıştı. Putları yıkmıştı.

Tarihten örnek alacak isek Atamız olan İbrahim a.s, günümüzden örnek alacak ise Allah’ın vahyi ve en güzel örnek olan Elçisi önümüzdedir.

Hal bu iken bulanıklık içinde bir yaşam,  birilerini kıskanmak onlara özenmek ve böylece dengesiz bir hayat içinde olmak niye?

İşte şeytanın istediği de bu değil midi? O sirayet edeceği insanları sararken bunlardan bahsediyor.

Dedi: "Rabbim! Beni azdırmana yemin ederim ki, yeryüzünde onlar için mutlaka süslemeler yapacağım ve onların tümünü kesinlikle azdıracağım." "Ancak onlardan halis olan kulların müstesna." Buyurdu: "İşte bana varan dosdoğru yol budur." Benim kullarım aleyhine senin elinde hiçbir güç/kanıt olmayacak. Azgınlardan seni izleyenler müstesna." Hicr 39-42

İşte şeytan yok etmek  ortadan kaldırmak değil, Süslü gösterip çekmek üzere saptırma stratejisini kurmuştur. Zira bu, kişinin içinden gelen bir arzu ile kalbine inerse o kişiyi kopmaz bir şekilde tutar. Kalbe giren süs isteğe ve oradan tutkuya dönüşürse insan kendisini bu süse adar ve o süsün kurbanı olur. İşte halislik, sadelik, öz ve berraklık, şeytana karşı bir uyarı sistemi olarak vardır. Halis kişinin üzerinde şeytan  bir saltanat kuramaz. Buna göre her kimin üzerinde onun etkisi söz konusu oluyorsa onun kalbi ve zihni bulanmıştır. Şu halde halislik mekanizmasını devamlı çalıştıracak bir gayret içinde olmak kurtuluşun tek seçeneği olarak ortada durmaktadır.

Mustafa SEZGİN

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA