24 Haziran 2018 Pazar

Kadın ve Fıtrat

23-02-2017 13:04 Güncelleme : 23-02-2017 13:10

Kadın ve Fıtrat

Ne buyruluyor;“Bir kul her ne için yaratıldı ise o şey o na müesser kılınmıştır (kolaylaştırılmıştır)” bu prensipten hareketle bizlerin hayatlarımızın daha sonraki evrelerinde üstelenebileceğimiz o sorumlulukları ifa edebilecek fizyolojik, psikolojik, alt yapıya sahip olduğumuzu biliyoruz.

Bir kadının hayatının daha sonraki evrelerinde üstleneceği en önemli misyon annelik misyonudur. Ondan sonra eş lik misyonudur.

Erkekler içinde üstleneceği en önemli misyon babalık misyonu, sonrada eşlik misyonudur. Dolayısıyla böylesine önemli, böylesine belirleyici bir misyonu ifa sürecinde o insanın doğuştan gelen bazi içsel kaynaklara sahip olmaması düşünülemez. Bu vazifeyi ifa hususunda.

Ki baktığımız zaman kadının fizyolojisi o annelik misyonunu ifaya yönelik bir çok özelliklerle donatılmıştır. Rahminin olması, yumurtuluyor olması, regl olması, süt verme mekanizması vs. gibi.

Benzer bir durum erkek içinde geçerli. İnsanlar sadece fizyolojik bu tür özelliklerle donatılmakla kalmamış psikolojik anlamda, kişilik anlamında da insana bu vazifeyi ifa edebilecek özellikler içine genetik olarak kodlanmıştır.

Mesela bir kız çocuğunu düşünelim, küçük yaşlardan itibaren onun o doğurganlığını muhafaza edebilmek bir anne için, aile için, toplum için son derece önemlidir.

Mesela yumurtalık iltihabı veya yumurtada kist gibi doğurganlığını tehdit edecek bir durum söz konusu olduğu zaman genellikle ebeveynlerin çok dikkatle üzerinde durduklarını görürüz. Çünkü kadının doğurganlık özelliğini kaybetmesi Hiçbir şekilde istenmez.

Fakat kadının fizyolojik özelliklerinin korunması konusunda gösterilen bu hassasiyetin daha sonraki süreçlerde anne olabilmesi açısından elzem olan fizyolojik özelliklerin korunmasında gösterilen hassasiyetin, ovazifeyi en iyi şekilde ifa edebilecek en az fizyolojik özellikleri kadar önemli olan psikolojik özelliklerinin korunması konusunda gösterilmediğini görüyoruz.

Özellikle de günümüzde anne ve babalar kız çocuklarını eş olmaya, ev hanımı olmaya, anne olmaya değil çalışan bir bayan olmaya hazırlıyorlar. Kendi ayakları üzerinde dursun, kocasına muhtaç olmasın, çalışsın, ekonomik özgürlüğünü kazansın bunu güdülüyorlar.

Evde çocuklarına Hiçbir şe yaptırmıyorlar. Aman kızım sen oku evdeki işleri ben yaparım diyorlar. Bakıyoruz 20-23 yaşlarındaki kızlara makarnadan başka bir şey yapmayı bilmiyorlar. Çünkü annesi Hiçbir şey yaptırmamış, aman otur kızım sen bir şey yapma demiş. Temizlik yapamıyor, ev düzeniyle ilgili bilgisi yok, misafir nasıl ağırlanır bimiyor.

Alt beyin ne diyor du “ben yaşadığımı bilirim arkadaş”. Bu insan ileride evlenecek, annelik vazifesini ifa edecek, eş olmanın bazı gereklerini yerine getirmesi kendisinden istenecek. Fakat alt beyin kendisinden istenen şeylere bakıyor onunla ilgili bir deneyim yok.

Evde kardeşi olmuş kardeşine bakmamış, evde hiçbir işin ucundan tutmamış, yemek yapmamış, beyinde bununla ilgili bir yaşantı yok. Bu konularla ilgili bir antrenman yok. Sbs ye hazırlanmış, üniversite sınavına hazırlanmış, kpss ye hazırlanmış, çalışma hayatına hazırlanmış ama anneliğe hazırlanmamış, eşliğe hazırlanmamış.

O zaman alt beyin diyor ki, “bizim böyle bir misyonumuz yok” .

Günümüzde her ne kadar erkekler değişime uğramış olsa da erkekler bunu bekler. Bu sefer kadın hadi beraber yapalım diyor.

Fakat erkeğin sevgi dili hediyedir. Kadının sevgi dili ise hizmettir.

Anne ve babalarımıza şöyle bir bakalım onlar romantik değillerdi, öyle birbirlerine yeni jenerasyon gibi sık sık sevgi sözcükleri söylemiyorlardı, ama bir şekilde aralarında bir sevgi muhabbet vardı ve bunu karşı tarafa aktarmayı başarabiliyorlardır.

Nasıl?

Birisi hizmet dili aracılığıyla bunu yapıyor, diğeri de hediye dili aracılığıyla bunu yapıyor.

Bir erkeği ele alalım; doğduğu andan öldüğü ana kadar bütün variyetini ailesine harcar, eşine harcar, çocuklarına harcar, hiç kendisine harcamaz. İstisnalar olabilir tabi ama onlar kaideyi bozmaz.

Eşini öncelikli tutar, çocuklarını öncelikli tutar, yani bıkmaz. Yılın 11 ayını size harcadım ya bir ayını da kendime harcıyacağım demez. Çünkü onun fıtratında içindeki sevgisini aktarma dili hediyedir. Bu şekilde sevgisini eşine, çocuklarına gösterir. Bunun yanında farklı sevgi dillerini de kullanması gerekiyor ama temelde sevgi dili budur.

Annelerimize bakalım; pişirirler, taşırırlar, temizlerler, ütülerler, hizmet ederler, hiç gocunmazlar bundan da. 10 yıl 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl hiç yorulmazlar. Bazen yeter artık bıktım deseler de o dillerindedir. Yine kalkarlar işin ucundan tutarlar.

Şimdi artık günümüzde kadın misyonunu bir kenara bırakmış vaziyette. Ben hizmet etmem, hizmetçi değilim diyor. Fakat öte yandan erkekten o mali sorumluluklarını yerine getirmesini bekliyor. Bu sefer erkekte o zaman evin yükümlülüklerini tek başıma yerine getirmiyeceğim diyor. Sende çalışıyorsan eğer o zaman bütçeleri ortak yapacağız diyor.

Böyle olmaz..

halbuki Kuranı Kerimde bir tabir vardır “karılıp katılmak” çok da hoşuma gider. Fakat burada bir ayrışma söz konusu. Dolayısıyla kadının fıtratı bozuldu mu, kadın hizmet etmeyi bıraktı mı erkek te o mali yükümlülüklerini yerine getirmeyi bırakıyor. Ondan sonrada bu tür ayrışmalar söz konusu oluyor.

Evet çocuklarımız okusunlar, onların okumasına karşı değiliz. Üniversiteye hazırlansınlar, münevver aydın insanlar olsunlar, bununla beraber çocuklarımızı hayatlarının daha sonraki evrelerinde üstlenecekleri o asli, o önemli, ve sadece dünyaya yönelik değil ahirete bakan o misyonlarına da o annelik, o eşlik, o babalık, o kocalık misyonlarına da hazırlayalım.

Baktığımız zaman testesteronun etkisiyle erkeklerin olduğu ortamlarda onlarla rekabet edebilmek, var olabilmek için telafi mekanizması devreye giriyor ve kadınlar daha cesur daha şecaatli, daha güçlüler eskiye kıyasla. Olaylar karşısındaki tepkilerini gözlemleyelim, bakalım beyninin sol kısmının yani erkek beyninin daha dominant olduğunu gözlemleriz.

Gecenin 12 sinde bir genç kız sokakta tek başına dolaşıyor ise eğer onun fıtratı bozulmuş demektir. Normal şartlarda bir kadın fıtratı buna müsaade etmez.

Oturup o kızla bir konuşalım. Evlenmeyi düşünüyor musun diye soralım. Şu an gündemimde pek yok der.

Evlendiğinde çocuk sahibi olmayı düşünüyor musun diye bir soralım. Hele bir evlenelim duruma göre bakarız der.

Eşinle anlaşamazsan, uyuşamazsan ne yaparsın desek, bir gün bile durmam hemen ayrılırım der.

Böyle bir anlayış üzerine o toplumu nasıl inşaa edeceğiz? Edemeyiz.

Toplumun önemli bir yapı taşı düştü. Duvar artık eskisi kadar dayanıklı değil. O artık kendisi için yaşayan, onun varlığı toplumun devamlılığı açısından çok da büyük önem arzetmiyor. Hatta bu yönüyle bırakın topluma değer katmayı evet belki topluma değer katıyor dur ama, fıtratının bozulması o alanını, kendi alanını boşaltıyor olmasının o topluma getirmiş olduğu olumsuz etkiler sağlamış olduğu faydanın kat kat ötesine geçmiştir.

Dolayısıyla günümüzde bir psikolog olarak baktığımız zaman ev hanımlarına ihtiyacımız var. fıtrat üzere olan evhanımlarına ihtiyacımız var. Ev hanımlarının artık örgütlenmesi gerekiyor. Feministler örgütlendi, çalışanlar örgütlendi, akademik sahada örgütlendiler, sporda örgütlendiler, sanatta örgütlendiler. Bence artık evhanımlarının da örgütlenmesi, kadınlarımızın da kadınlık fıtratını koruyabilmek, evhanımlığının saygınlığını korumaya yönelik bir çaba, bir gayret içerisine girmesi gerekiyor.

Tabiki bu konuda biz erkeklere düşen önemli görevler var. fakat bu konuda kadınların da adım atmasını ben bekliyorum.

Tabi bu konuda çıkıp konuşabilmek çok da kolay bir şey değil.

Kadında güç hakim olmaya başladığından itibaren, kanında testesteron dolaşmaya başladığı andan itibaren kadın kişiler arası ilişkilerde kadın güç dilini kullanmaya başlıyor. Sevgi dilini kullanmayı bırakıyor, güç dilini kullanmaya başlıyor. Güç dili daha ziyade erkeklerin kullanmış olduğu bir dildir. Kadına pek yakışan bir dil değildir. Çünkü güç bir sevgi dili değildir. Kadına yakışan sevgi dili kullanmasıdır. Ama güç dili farklı bir dildir. Kadın erkeğine güç dilini kullanmaya başladığı andan itibaren orada erkeğin verebileceği iki tepki var.

Ya kal kavga et, üzerine git, onu bastır, onu sindir. Ya da kaç kurtul, uzaklaş, bırak ne hali varsa görsün.

Hangisi iyi? İkisi de iyi değil.

Birincisinde kavga çıkıyor,sürekli birtartışma, sürekli bir kavga. Niye? Çünkü kadın artık o testesteronun etkisiyle erkeğine meydan okuyor. Kendimi sana ezdirmiyeceğim, haklarımı koruyacağım diyor ve erkeksi bir şekilde meydan okuyor. Bu gün hiç medyaya yansımıyor ama kadınlarından şiddet gören erkeklerin sayısı da hiç azımsanmayacak kadar çok.

İşte bu kadınlardaki erkeksileşmenin bir tezahürü.

Kadın cinayetlerinin bu kadar artmasının arkasında da bu var. çünkü erkeğin alt beyni bu meydan okuma karşısında onun erkekliğini, kişiliğini koruma tepkisi olarak nöroadrenalin salgılıyor ve öfke açığa çıkıyor. Erkeğin gözü kararıyor ve o hiç te hoş olmayan o hadiseler söz konusu oluyor.

Ya da ne oluyor? Erkeğin alt beyni kendince gerekçelerle geri çekilmeyi tercih ediyor. Burada da bakıyoruz kadın baskın hale geliyor. Erkek light erkek, kepek erkek, kılıbık erkek oluyor. Orada kadının sözü geçiyor. Kadın belirleyici oluyor.

Tabi bunun o ailede yetişen gerek kız, özellikle de erkek çocuklar açısından ne gibi olumsuz etkilere yol açacağını daha önceleri anlatmıştım.

İngiltere de yapılan bir araştırma da Evlerinde babaları ev işleri yapan çocuklarda eşcinsellik olma olasılığı daha yüksek. Çünkü ayırım ortadan kalkıyor, sınırlar ortadan kalkıyor. Tabiri caizse çocuğun cinsel kimliğini ortaya koyma sürecinde sap ile saman birbirine karışıyor. Bu çok istenen hoş bir durum değil.

Dolayısıyla kadınların o güç dilini kullanmayı bırakması ve erkeklere erkek olabilmeleri için gerekli alanı açmaları gerekiyor.

Kadının kadın gibi olmadığı yerde ne yazıkki erkek de erkek gibi olmayı başaramıyor. Kadınlar fıtratlarına, fabrika ayarlarına geri çekilsinler. Ozaman gerçekten karşılarında erkek gibi erkek göreceklerdir.

Ama kadın kendi alanını boşaltıp erkeğin alanına girdiği andan itibaren bu sefer ya kavga dövüş, huzursuzluklar, günümüzde aşikar olan yüksek boşanma oranları ya da erkeğin kadınsılaşması, erkeğin pasifleşmesi gibi bir durum ortaya çıkıyor ki her ikisi de birey açısından, eşler açısından, çocuklar açısından gerekse de toplum açısından çok vahim sonuçlar doğurmaya aday.

 

Kaynak:http://fatihresitcivelekoglu.com

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA