22 Mayis 2018 Salı

Seküler Çağın Sonu

14-02-2017 17:49 Güncelleme : 14-02-2017 19:09

Seküler Çağın Sonu

Handalı aşırı ırkçı Özgürlükler Partisi (PVV) Başkanı Geert Wilders, 15 Mart'ta Hollanda'da yapılacak genel seçimlerden partisinin başarı ile çıkması halinde Kur'ân-ı Kerimi yasaklayacağını ve camileri kapatacağını belirterek, bunu seçim bildirgesine de yazdıklarını söyledi” (Yeni Şafak).

 

Bu haberi okuyunca muhtemelen pek çok kimse şaşkınlığa düşmeyecektir. Nasıl böyle bir siyasi vaadle seçim kampanyası yapılabileceği, insanların hangi saikle oy vereceği dahası, yetkililerin bu derecede açık nefret ve ırkçılık içeren kampanyaya izin vermiş oldukları hususunda infial derecesinde tepki göstermeyecektir. Elbette farklı kesimlerden gayet soğuk kınamalar, resmi tepkiler gelecektir. Ancak tepki gösterenler de sessiz kalanlar da ''böyle bir şey asla olamaz' şeklinde düşünmeyecektir.

 

Yaşamakta olduğumuz gelişmelerden artık bu tür siyasal projelerin konuşulur olmasını, hatta kısmen de olsa yürürlüğe girmesini yadırgamayacak hale geldik. Mesela başörtüsü yasağının, helal kesimin yasaklandığı bir Avrupa'dan söz edilebilir olduğuna ne zamandır alıştık? Yıkılan Batı/Avrupa miti mi yoksa var olduğu düşünülen değerler üzerinden yaşanan hayal kırıklığı mı?

 

Belki pek kimsenin dikkatini çekmeyen husus ise bu eğilimin gittikçe artan ivmeyle yoğunlaşan bir stratejiye dönüşmüş olması, kalıcı hale gelmesidir. Şöyle ki, aşırı sağcı, ırkçı partilerin en uç noktaya kadar dillendirdikleri İslamofobik söylemler merkez siyasetçiler tarafından biraz daha yumuşatılarak daha doğrusu alıştırarak yasalaştırılıyor. Marjinal grupların 'nefret söylemi' yaklaşımıyla ele alınan İslamofobik, ırkçı politikalar zamanla merkez siyasetin gündemine geliyor, ortalama Avrupalının da kanaatini şekillendiriyor.

 

Bu söylem yani İslamaofobik ayrımcılık sadece ırkçıların nefretlerinin dışavurumu bir tutum mudur? Özellikle Batıda son dönem yükselen İslamofobi kültürel bir sorundan ibaret olsaydı bunun hukuki, siyasi anlamda normalleşmesi mümkün olmazdı. Asıl dikkat çekilmesi gereken mesele, İslamofobinin bizzat siyasal araç olarak üretiliyor olmasıdır.

 

Merkez siyasetçilerin dillendiremediklerini, toplumun bilinçaltında var olan nefreti kışkırtarak yeniden formüle edip olağan hale getiren bir strateji söz konusu. Ve bu strateji aşırıların söylemiyle sınırlı kalmayıp akademiyi, entelijansiyayı ve medyayı içine alan toplumsal bir konsensüse dönüşüyor.

 

Kaldı ki Avrupalıların bugün aşırılıkçı buldukları ırkçı, İslamofobik uygulamaların geçmişte yasal zemini de var. Mesela bu konularda hiç söz edilemeyen Çarlık Rusyası'nda son dönemlere kadar Kur'an-ı Kerim'in belli surelerinin basılıp yayınlanması yasaklanmıştı.

 

Bu açıdan Fransız ve İngiliz sömürgecilik uygulamaları başlı başına inceleme konusu. Sömürgeler bir tarafa kendi ülkelerindeki uygulamaları da bugünle kıyaslandığında hiç de masum görünmüyor.

 

Batılıların İslamofobik uygulamaları, yasakları yasalaştırabilmesinin önünde en büyük engel olarak gösterilen laiklik anlayışı yeni dönemde bizzat bu yasakçılığı meşrulaştırıcı bir işlev görmeye başladı. Artık Avrupa'da yaşayan Müslümanlar için dinini yaşamak isteyen azınlıkların meşru talepleri değil Batılı değerleri tehdit eden ayrımcılık, potansiyel terör suçlusu olarak algılanıyor. Din ve vicdan özgürlüğünün garantisi olarak bizde propagandası yapılan laiklik ilkesinin bizzat Avrupa'da ırkçılığın manivelası haline gelmesi ilginçtir.

 

Üstelik laiklik meselesinde kafaları hayli karışık olan muhafazakar kesimin de Anglo Sakson laikliği ile Fransız jakobenliği arasında ayrım yapma denemeleri de felsefi olarak çökmüş durumda. Tüm bu uygulamalardan ayrı olarak Anglo Sakson laiklik modelini yani seküler formu kendilerine yakın bulan muhafazakarların uygulamanın düşünsel, tarihi temellerine dair kafa yormadıkları anlaşılıyor.

 

Bir yanda kilise ile devletin kurumsal ilişkisi ile din olarak religion ayrımının tarihsel ve felsefi temelleri göz önüne alınmadan ne tür modelin tercih edileceği üzerinde tartışmaya dahil olmak kafa karışıklığından başka bir şey üretmez. Kaldı ki pek rağbet gören Anglo Sakson modeli Jakoben olmamakla beraber sekülerizmin içerdiği anlam itibariyle hayatın tümünü dinden arındıran, dünyevileştiren bir anlayışın üst başlığıdır.

 

Aşırı sağcı ve ırkçı bir partinin seçime yönelik popülist söylemleri olarak geçiştirilen, hafife alınan İslamıfobik tutumlar başta laiklik ilkesi olmak üzere batılı temel değerlerin yeniden yorumlandığı, ayrımcı/ırkçı nefret söylemlerini meşrulaştıracak hukuki temeller arandığı bir sürece evrilmekte Avrupa.

 

Artık sekülerizm ya da laiklik ilkesi laikçilerden bağımsız olarak Müslüman azınlıkların dinlerinin gereklerini yaşamalarına set çeken, Müslüman ülkelerdeki despotik yönetimlerin de elini rahatlatan bir uygulamaya dönüşmektedir. Bu noktaya gelinmesinin nedeni sadece Ortadoğu'daki terör eylemeleri ile açıklanamaz, geçiştirilemez.

 

İslamofobi, 'din'i 'religion' ile kısıtlayan/indirgeyen seküler çağın gelip tıkandığı noktadır.

 

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA