18 Ocak 2018 Perşembe

Yirminci Yüzyılın Çeyreğinde İstanbul'da Kadın Hareketleri

27-01-2017 16:09 Güncelleme : 30-01-2017 17:41

Yirminci Yüzyılın Çeyreğinde İstanbul'da Kadın Hareketleri

Avrupa’nın yaşadığı modernizm serüveninin Osmanlı İmparatorluğu’nu etkilemesi, temelde ekonomik ve askeri nedenlere dayanır. Ülkede var olan ekonomik sıkıntıların üstesinden gelinebilmesi için gerekli modernist adımların atılması Tanzimat Dönemi ile birlikte Osmanlı gündemine girmiş gözükmektedir.

Avrupa bu modernitenin temelde eğitimle ilintili olduğunun farkında olarak sınıflar arasındaki “düzey” farklılıklarını ortadan kaldırmaya çalışmıştır.  Modernleşmenin eğitimden geçtiği gerçeği Osmanlı için ne kadar bilinçli seçilmiş bir yoldur tartışılabilir belki. Bir başka deyişle “Batıcı” denilen aydınların ayrımına vardıkları eğitim, diğer zümreler, Osmanlı’nın aristokratları ya da zenginleri için ayırt edilmiş bir durum mudur? Ancak Osmanlı’yı bugün yeniden okuma denemesi yaptığımızda, Osmanlı modernleşmesi denilebilecek ve Tanzimat ile başlatılacak süreç, eğitim alanında büyük yol katedilen ve dolayısıyla modernleşilen dönem olarak değerlendirilebilir. Bu alanda toplumun “ikincil” üyeleri kadınlar için yapılanlara göz atmak ve bu dolaşmada kadın üzerine yapılanları incelemek bu bildirinin amacıdır. 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, 1789 Fransız Devrimi'nde kabul edilen İnsan Hakları Bildirgesi'nde, insanların eşit oldukları yazılıdır. Fakat burada sözü edilen sadece erkeklerdir. 1793'te Fransa'da kadınlar "madem ki kadınlar darağacına gidiyor, kürsüye de çıkabilir" sloganıyla hak arayışına girmişlerdir1. 1868 yılında Amerika'nın Wyoming eyaletinde dünyada ilk kez kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. 1900 tarihli Alman Yurttaşlar Yasası, evlenmemiş kadınları erkeklerle tam eşit sayıyor, ancak kadın evli ise, mal ve çocuk konusunda tüm yetkiyi kocalara veriliyordu. Batıda süregelen gelişmeler karşısında özellikle Tanzimat Dönemi ile birlikte Osmanlı’da da olumlu adımların atıldığı görülür. Eğitim alanında yaşanan en çarpıcı gelişme 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’dir. Osmanlı devletinde kızlar için öğretmen okulu açılması, rüşdiye sayısının arttırılması kararı alınır. Bu nizamnameden sonra ilköğretim mecburiyeti ilk kez Kanun-i Esasi (1876)’de yer aldı. Bu konunun Avrupa ülkeleri anayasalarında da bu yıllarda yer alması dikkat çekicidir. Osmanlı Kadını Batı dünyasında ve özellikle Fransa’da ilerici kadın hareketlerinden çoğu zaman basın yoluyla haberdar olmuştur. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı, Osmanlı toplumunda kadınların sosyal statü ve hak kazanmaya başlamalarının başlangıcı sayılabilir “Batılılaşma Dönemi” olarak da adlandırılan bu dönemde özellikle edebiyat alanında o güne değin mahrem sayılabilecek birçok konu tartışmaya açılmış hatta bazen bu konular yazarlar arasında bir fikir savaşına dönüşebilmiştir. Tanzimat aydınları, kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkanı verildiği takdirde onların da erkekler kadar bilgi sahibi olabileceğini özellikle de öğretmen olarak topluma hizmet verebileceklerini savunmuşlardır. Tanzimat'ı izleyen I. Meşrutiyet (1876) ile kadınlara                                                           

 

yönelik çalışmalar hız kazanmış fakat en büyük gelişmeler II. Meşrutiyet'in (1908) ilanından sonra olmuştur.  1842'de Tıbbiye'de ebelik dersleri verilmeye başlanmış, 1858'de ilk kız rüşdiyeleri, 1864'te ilk kız sanat okulu, 1870'de ilk kız öğretmen okulu açılmıştır. Bu döneme kadar müslüman kadınların sadece ilkokula gidebildikleri düşünülürse gelişmenin önemi daha iyi kavranabilir. Hukuki açıdan da, kadının mirastan pay almasının sağlanması, cariyeliğin kaldırılması önemli gelişmelerden birkaçıdır.  Gazetelerde yer alan tartışmalarda devrin üç siyasi fikri karşı karşıya gelmektedir.  İslamcılara göre, İslam hukukunun kadına verdiği haklar, Hristiyan kadınlarından çok ileridedir. Müslüman kadınların karşılaştıkları problemler asıl İslam'ın yaşanmamasından kaynaklanmaktadır. Bu problemlerin çözülebilmesi ancak Kur'an-ı Kerim'de anlatılan İslam'ın uygulanmasıyla mümkündür. Bunun yanı sıra kadının idadi seviyesine kadar eğitim görmesini fazlasının ev ve analık görevlerini etkileyeceğini söylemekteydiler. Tek eşliliğin tercih edileceğini vurgulamakla beraber Mehmet Akif (Ersoy) dışında çok eşliliğe karşı çıkmamışlardır. Kadının çalışmasına taraftar olmayıp, gelişmelerden rahatsızlık duymaktaydılar. Hürriyet adına temel özelliklerin kaybedildiğini ve kadının Batılı kadınları taklit etmesinin tehlikeli olduğunu savunmaktaydılar. İslamcılar'ın karşı cephesini oluşturan Batıcılar, kendi içlerinde ikiye ayrılmışlardı. Bir kısmı, son derece cesur bir tavırla kadınların bu durumunun sorumluluğunu dine yüklemekte, örtünmeye karşı ç ıkmaktaydılar. Özellikle Abdullah Cevdet dönemi için son derece ileri fikirleriyle dikkat çekmektedir. Ona göre, görücülük ortadan kalkmalı, boşanma kanuna bağlanmalıydı. Ayrıca kızların eğitilmesinin önemini vurgulamaktaydılar. Tevfik Fikret'in ünlü "kızlarını okutmayan bir millet oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir" sözü bu fikri bir cümle ile açıklar niteliktedir. İkinci grup Batıcılar kadının durumunu dine bağlamamaktaydılar. Onlar, İslam dininin kadına en çok hak tanıyan din olduğunu savunmaktaydılar. Kadınlar mutlaka eğitilmeli, tek taraflı boşanma kaldırılmalı, kadın sosyal hayata sokulmalı ve tek eşle evlenilmeliydi. Batıcıların bu grubu İslamcılar ile çok ayrı düşmemekle beraber, kadının çalışması hususunda ayrılmaktaydılar.  Dönemin egemen anlayışı İttihat ve Terakki Partisi'nin görüşü durumundaki Türkçülük’tür. Türkçüler, kadının içinde bulunduğu durumdan kurtarılması hususunda diğer görüşlerle hem fikirdirler. Fakat onlar, Türk-İslam-Avrupa sentezi yapmaya çalışmakta ve eski Türk geleneklerinin örnek alınması gerektiğini savunmaktaydılar.  Kadınların siyasi olarak eşit haklara sahip olması ve eğitilmesi gerekliliğini belirtmekteydiler. Türkçülüğün üçüncü gayesi kadın-erkek eşitliği ve kadın haklarıdır. Ziya Gökalp bunu şöyle dile getirir. " ... Hukuki Türkçülüğün üçüncü gayesi de bir asri aile vücuda getirmektir. Asri devletteki müsavat umdesi, erkekle kadının nikahta, talakta, mirasta, mesleki ve siyasi haklarda müsavi olmasını da istilzam eder. O halde, yeni aile kanunu ile intihabat kanunu bu esasa istinaden yapılmalıdır." Onların çizdiği Türk kadını "Türklüğü ve Müslümanlığı ile övünen, vatanı için canını vermeye hazır, kültürlü, güzel ahlaklı ve sosyal hayatta yerini almış" bir kadındır. Türkçü aydınlar, kadını toplumun her yerinde görmekten yanadırlar. Bunun için de, başta kendi yayın

organları olan Türk Yurdu olmak üzere kadınları basın ve dernekler aracılığıyla desteklemişlerdir. Türkçüler, fikirlerini bizzat uygulama imkanı da bulmuşlardır. Bu dönemin önemli bir derneği olan Türk Ocağı'nda bu alandaki faaliyetleri ile dikkat çeker. Kadınların resmen 1908'te üye olmaları kabul edilen Türk Ocağı bu alandaki faaliyetleri ile dikkat çeker. Özellikle İstanbul Türk Ocağı'nda kadınlar erkeklerle yan yana oturarak konser ve konferans dinlemekte, temsil seyretmekte, Halide Edip, Müfide Ferit, Fatma Aliye ve Nakiye hanımlar, erkeklerin de dinleyici olarak bulunduğu ortamda konferanslar verebilmekteydiler2. Bu dönemdeki gelişmelerde Batıcıların da etkisi olmuşsa da ağırlık Türkçüler'in elinde bulunmaktadır  Kızlar için 1913-1914 yıllarında liseler açıldı. İstanbul İnas Sultanisi, Erenköy, çamlıca ve Kandilli kız liseleri bugün hala eğitim veren dönem okullarıdır. II. Meşrutiyet'in kadınlar için en büyük önemi, yüksek öğrenim hakkını vermiş olmasıdır. 1914'te Darü1fiinun'da kızlara yönelik derslere başlanmış, 1915'te müstakil bir İnas Darülfünun'u kurulmuştur. 1920'de İstanbul Darülfünun'u ile birleştirilmiştir. Kızlar ayrı sınıflarda ders görmüş, ancak kısa bir süre sonra kızlar sınıflarını boykot ederek erkeklerin derslerine devam etmeye başlamışlar ve kız erkek ayırımı ortadan kalkmıştır. Ayrıca bu dönemde 1914 yılında kızlara güzel sanatlar eğitimi vermek üzere İnas Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi kurulmuş ve kızlar Darülelhan'a kabul edilmeye başlanmıştır. Bu yıllarda Avrupa'da bazı üniversitelerin tamamı ya da bazı şubelerine kız öğrenci alınmadığı, ders ve seminer izleyebilenlerin de diploma imtihanına alınmadığı göz önünde bulundurulursa gelişmenin önemi daha iyi anlaşılabilir. Yine bu dönemde ilk defa Yurtdışına kız öğrenci gönderilmiştir. Bu eğitim seferberliğinin yanında kadınlar hemcinslerini kültürel açıdan yetiştirmek için dernekler kurmuşlardır. Bunlardan biri de, ünlü yazar Halide Edip (Adıvar) ve arkadaşları tarafından kurulan "Tea1İ-i Nisvan Cemiyeti'dir. 1918 yılında ise bir kaç genç kız Darü1bedayi'ye girmiştir. Fakat bunların içinden sadece Afife Hanım 1920'de Jale takma ismi ile sahneye çıkma cesaretini göstererek bir ilke imzasını atmıştır.  Bu gelişmeler arasında kadınların özellikle giyimleri hususunda dar görüşlülükten doğan problemler yaşanmıştır. Kadınların ince peçeyle ve hatta peçesiz sokağa çıkmaları, kollarının ve bacaklarının görülmesi gibi nedenlerle kadınlara saldın olayları gerçekleştirilmiştir. Bu durum üzerine, Le Bosphore gazetesi 17 Ekim 1908 tarihli nüshasında, kadınlara saldıran bu muhafazakarlara karşı önlemlerin kısa sürede alınması umudunu belirtir. Bir taraftan önemli gelişmeler yaşanırken, diğer taraftan tutucu kesimin tepkileri yükselmektedir ve nitekim 1911' de kadınların ortada dolaşmaları İstanbul Muhafızlığı'nca ceza tehdidi ile sınırlandırılır.  Yine bu dönemde Osmanlı kadın hareketinin bilinçlenme yolundaki en önemli girişimi Beyaz Konferanslar'dır. Büyük bir ilgiyle takip edilen konferanslar, kadınların başkaldırı, özgürlük talepleri mücadelelerindeki kendilerine güvenleri ve yeni bir dünya yaratma isteğinin en güzel göstergesiydi. Aynı düşünceler ile 1913'te kurulmuş "Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti" ilgi çekicidir. Kadının toplumsal yaşamla bütünleşmesi, çalışma yaşamına katılması istenmiştir. Kadın-erkek                                                          

eşitsizliğine, hukuksuzluğa ve eğitimsizliğe karşı güçlü bir savaş verilmiştir. Demek üyelerinden Bedra Osman Hanım'ın İstanbul Telefon İdaresi'ne girmesi3, Belkıs Şevket'in bir pilotla birlikte uçağa binmesi büyük yankılar uyandırmış gelişmelerdir. Derneğin feminist çizgisine bağlı olarak yayınlanan dönemi için ilerici görüşlere sahip dergisi Kadınlar Dünyası ismi ile 1913 'ten 1921' e kadar yayınlanmıştır. Üç sütun halinde basılan gazetede, önemli sosyal olaylar, kadın hakları, müzik, tiyatro ile ilgili yazılar, röportajlar ve tercümeler yer almıştır.  Hukuki açıdan kadın nikah sırasında ikinci bir kadınla evlenmeme konusunda kocasına şart koşma, aksi takdirde boşanma hakkım elde etmiştir.  Savaşlar toplumların yapısında zorunlu olarak önemli değişmelere neden olur. Osmanlı İmparatorluğu'nda da Balkan ve i. Dünya Savaşı'nın yaşandığı dönemde kadının aktivitelerinde ve aile yaşantısında bazı değişiklikler olmuştur. Bu döneme kadar dar anlamda ekonominin içinde yer alan kadınlar artık şartların doğurduğu bir sonuç olarak daha geniş bir katılımla çalışma hayatında faaliyet göstermeye başlamışlardır. Sözü geçen savaşlarda erkeklerin askere alınmaları, işverenleri kadınları i şçi veya memur olarak işe almak konusunda mecbur bıraktı. Kadınlara düşük ücret ödenmesi, iş sahiplerinin kadın işçi alma eğilimini kuvvetlendiriyordu. Bu durum kadın iş gücünün istismar edildiğini göstermekle birlikte, kadınların iş hayatında çoğalmalarını da sağlamıştır. Ayrıca kadınlar geri hizmetinde kullanılmak üzere orduya alındılar. Bazı dernekler ve özellikle İslam Kadınlarım Çalıştırma Cemiyeti kadınlara iş bulma konusunda İstanbul'da önemli faaliyetlerde bulundular. Çalışmak isteyen kadınların başvurmaları için ilan verilince, Cemiyet'e 1.5 ay içerisinde 14.000'den fazla kadın müracaat etmiştir4. Kadınlar grevlerde ya bizzat işçi olarak, ya da kocalarını desteklemek amacıyla bulunmaktaydılar. Kavala ve Drama'da 14.000 tütün işçisinin katıldığı grevde, kadınların grev komitesinde yer aldığını görülür5. Bu dönemde memur ve işçi hanımlardan başka, bir de esnaf ve tüccar hanımlar görülmeye başlar. İstanbul'da kadın berberler çoğalmış, kadınlardan oluşan bir Kadın Tüccarlar Pazarı açılmış6, Babıali'de bir Osmanlı Kadın Ticarethanesi kurulmuş, Naciye Hanım, Hanımlar Fotoğrafçısı Naciye adıyla önce Yıldız'da, sonra Bayezit'te kadınlara mahsus bir fotoğrafçı dükkanı açmış (1919) aynı zamanda kadınlara fotoğrafçılık dersleri de vermiştir. Savaşın getirdiği ekonomik buhran, kadınların iktisadi hayata girmesini kolaylaştırmıştır. Ekonominin gelişememesi nedeni ile Osmanlı kadının üstüne düşen görevi sahiplenmesi ve yerli malım teşvik amacıyla 1913 yılında Melek Hanım tarafından "Ma'mulat-ı Dahiliyye İstihlakı Kadınlar Cemiyet-i Hayriyyesi" isimli bir demek kurulmuş olması da son derece ilgi çekicidir. 1916'da da Naciye Sultan'ın himayesinde erkekler tarafından kadınlara istihdam alanı açmak ve meslek kazandırmak için çeşitli kurslar düzenlemek amacıyla Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyyesi adı ile bir demek kurulmuştur.  Aynı dönemde kadınlar kendi seslerini duyurmak amacıyla siyasi partilere katıldılar. Cevdet Paşa’nın kızı Emine Semiye Hanım Osmanlı Demokrat Fırkası’nda, Şerif Paşa’nın eşi Prenses Emine Islahat-ı Esasiye-i Osmaniye Fırkası’nın aktif birer üyesi

  

oldular. Ayıca İttihat ve Terakki Partisi’ne bağlı olarak açılmış kadın kolları, kadınların yetişmesinde ve siyasallaşmasında büyük rol oynamışlardır. Bu çerçevede olgunlaşmaya başlayan kadın siyasi hareketleri sonucunda, 15 Haziran 1923’te “Kadınlar Halk Fırkası” isimli, başkanlığını Nezihe Muhiddin’in yaptığı bir siyasi parti kurulabilmiştir. Ancak yasal niteliği bulunmayan hareket daha sonra “Türk Kadınlar Birliği” adını alan bir derneğe dönüşmüş Cumhuriyet’in ilanından sonra da politikaya atılan kadınların yetiştiği önemli bir okul olmuştur. Dönemin gazete ve dergilerinde artık daha önceden farklı olarak moda haberlerinin yanı sıra kadın hakları, Avrupa’daki kadın hareketlerden haberler verilmeye başlanmıştır. Tanzimat döneminde 13 yayından 2’si kadınlar tarafından çıkarılmış iken bu dönemde 22 yayından 4’ünü kadınlar çıkarmış ayrıca 4 yayında da müdür veya başyazar olarak görev yapmışlardır7. Ancak Osmanlı toplumu içerisinde yaşanan bu değişimi tüm ülkeye mal etmekte pek doğru olmaz. Tanzimat ile başlayan kadın konusunu tartışan savunan veya karşısında duran aydınların konusu olan kadın kent kadınıdır. Bunda İstanbul’daki azınlık ve levantenlerin etkisini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Buna karşın Anadolu kadınının dertleri ile pek ilgilenen yoktur. Demokratikleşme yolunda atılan adımlar olarak değerlendirilebilecek Tanzimat Meşrutiyet hareketleri ile birlikte toplum kimlik değiştirmeye başlamıştır. II. Meşrutiyet döneminin birbirleriyle pek de bağdaşamayan üç siyasi fikri egemenliğini etkin biçimde hissettirmiştir. Bu dönemde görülen kadınlardaki uyanış aslında hala daha egemenliğini sürdüren erkek toplumunun yönlendirmeleriyle sınırlıdır. Üç fikrin kadınlarla ilgili ortaya koyduklarının dışına çıkan ya da çatışan hareketlerle karşılaşılmamıştır. Teoride daha mdikal düşünceler ortaya konulmuşsa da, uygulanmamış olması henüz ortamın oluşmadığının göstergesidir. Her ne kadar kadın hem sosyal hem de iktisadi hayatta kendini gösterebilmekteyse de, hala daha pek çok yasal haktan mahrumdur. Cumhuriyet Türkiye’si bu çalışmalar üzerine oturmuş ve hazırlanmaya başlamış olan alt yapıyı Türk aydınının, sayıları az olmakla birlikte aydın Türk kadınlarının ve hiç şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk'ün ilerici girişimleriyle son noktaya ulaştırmıştır.  Uzun bir birikime ve farklı kültürel geleneklere sahip Avrupa’da dahi kadın hakları ve sosyal statü gelişimini erkene çekme şansı yoktur. Ayrı iki kültür olduğunun ayırdında olarak yapabileceğimiz bir karşılaştırmada Osmanlı İmparatorluğu’nun katettiği yolu takdire şayan olarak değerlendirmek doğru olur. 

 

Dipnotlar

1 Yrd.Doç.Dr., Maltepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, İstanbul 1 Serpil Çakır; Osmanlı Kadın Hareketi, , İstanbul, Mayıs 1994, s.19.

 2 Yusuf Sarınay; Türk Milliyetçiliğinin Tarihsel Gelişimi ve Türk Ocakları (1912-1931), İstanbul 1994, s.148                                             

 3 Şefika Kurnaz; Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını (1839-1923),  İstanbul, 1992, s.135.

4 Tülin Sümer; Türkiye’de İlk Defa Kurulan Kadınları Çalıştırma Derneği”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, C.II, S.10, Temmuz 1968, s.59

5 Kurnaz; a.g.e., 132

 6 Zafer Toprak; Türkiye’de Milli İktisat (1908-1918), Ankara, 1982, s.317.

                                                         

 7 Kurnaz, a.g.e., 134.

 

 KAYNAKÇA

AK, S.;1985  "İlk Profesyonel Kadın Fotoğrafçımız Naciye Hamm", Sanat Olayı, S.81, s.78-79. 

AKÇURA, Y.;1991  Üc Tarz-ı Siyaset, Ankara

AKŞİN, S.; 1987  Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İstanbul, 

ALTINDAL, M.; 1994 Osmanlı’da Kadın, İstanbul.

ATAGÖK, T.; 1993 Cumhuriyetten Günümüze Kadın Sanatçılar, İstanbul

BUDAK, A.; 2004 “Osmanlı Toplumuna Çağdaş Kadın Hakları Düşüncesinin Girişi”, Kadın Çalışmalarında Disiplinlerarası Buluşma 1-4 Mart 2004 Sempozyum Bildiri Metinleri, C.III, İstanbul, 213-221.

CUNBUR, M.;1965  "Atatürk ve Kadın", Türk Kültürü Atatürk sayısı, Ankara, s.102110 

CUNBUR, M.;1965 "Ziya Gökalp ve Kadın", Türk Kültürü, S.36, Ankara, s.956-965. 

ÇAKIR, S.; 1994 Osmanlı Kadın Hareketi, İstanbul. ÇAKIR, S.; 1994 “Osmanlı Kadını Bilinçlenme Yolunda: Beyaz Konferanslar”, Tarih ve Toplum, S.123, İstanbul, 28-31.

DOĞRAMACI, E.; 1989 Türkiye’de Kadının Dünü ve Bugünü, Ankara.

KAPLAN, L.; 1998 Cemiyetlerde ve Siyasi Teşkilatlarda Türk Kadını (1908-1960), Ankara.

KOÇER, H.A.; 1974 Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul

KONYAR, H.B.; 2002 İnas Sanayi-i Nefise Mektebi”, Toplumsal Tarih, S.99, İstanbul, 41-45.

KONYAR, H.B.; 2007 “Osmanlı’da Kadın Hareketi”, Türk Dünyası Kültür Atlası, C.V, İstanbul, 372-389. KONYAR, H.B.; 2008 “Osmanlı’da Kadın Hareketi:Değişen Kadın İmgesi Ve Mihri Hanım”, Muhibbe Darga’ya Armağan, (ed.. T.Tarhan – A. Tibet – E. Konyar), İstanbul, 301-310.

KURNAZ, Ş.; 1992 Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını (1839-1923), İstanbul.

KURNAZ, Ş.; 1996  II. Meşrutiyet Döneminde Türk Kadını, İstanbul 

MARDİN, Ş.;1994  Jön Türklerin Siyasi Fikirleri, İstanbul 

MUTLU, A.; 1985 “Belkıs Mustafa”, Sanat Dünyamız, S.33, İstanbul, 40-45.

MUTLU, A.; 1987 “Ressam Belkıs Mustafa’nın Yaşamı ve Onun Desenleri ile Yakın Çevresinden Bir Kesit”, Sanat Çevresi, S.101, İstanbul, 10-13.

ÖZSEZGİN, K.; 1976 “Türk Plastik Sanatında Kadın Sanatçılar”, Kültür ve Sanat, S.4, Ankara, 138-157. PAŞALIOĞLU, H. B.; 1996 İnas Sanayi-i Nefise Mektebi ve Mezunları, M.Ü. yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul.

TOPRAK, Z.; 1982  Türkiye’de “Milli İktisat” (1908-1918), Ankara.

TOROS, T.; 1988 İlk Kadın Ressamlarımız, İstanbul ZİLFİ, M.C.(ya.haz.); 2000 Modernleşmenin Eşiğinde Osmanlı Kadınları (çev. N. Alpay), İstanbul.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

En Çok Okunanlar

ANKET - ARAŞTIRMA